Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Başların Maskesi

Başların Maskesi

Bir problem ancak ve ancak çözülünce problem olmaktan çıkar. 1500 yıl öncesinin inanç ve kuralları ile bugünü anlayamaz, bugünün sorunlarını çözemezsiniz. Çözüyormuş gibi yapar, yalan söylemek zorunda kalırsınız.

Hep düşünürüm. İnsanlar maskeli olur mu, çifte kişilik taşır mı? İçerde başka dışarda başka demeç verir mi? Aynı gazete, aynı TV kanalları Avrupa yayınlarında hak hukuk, emek özgürlükten dem vurup gurbetçileri savunurken, Türkiye içinde aynı haksızlığa uğrayanlara karşı o kadar gaddar ve acımasız olur mu? Avrupa’da ekonomi ne zaman kötüye gitse, fatura günah keçisi yabancılara kesilir. Bunu yapan da sağ ve faşist partiler olur. Bizleri ucundan kıyısından tek savunan sol partilerdir. Biz gurbetçiler, sağcısı, ülkücüsü, dincisi, topçusu, yabancı hakları oylanırken hepimiz solcu oluruz, Türkiye’ye gidince tekrar saflarımıza geçeriz. Halbuki faşizm sınır tanımaz, karekteri de ülkelere göre değişmez.

Ağzından muasır medeniyet sözcüğünü düşürmeyen Başbakan, bu medeniyeti ulemada ararken, 9 Türk vatandaşının ölümüne neden olan yangın sonrası Almanya’ya geldi. Neden yaktınız diyemedi. Alacağı yanıtı biliyordu. (Siz daha fazlasını hem de kendi halkınızı yaktınız anısına soykırım müzesi değil et lokantası açtınız.) Ama asimilasyon bir insanlık suçudur dedi. Çok da iyi dedi ama konuyla ilgisi yoktu. Almanya’nın faşistleri bizi asimile etmek istemiyor, yok etmek istiyor veya kovuyor defolun gidin diyor. Benim yine anlamadığım, asimilasyon Almanya’da insanlık suçu oluyor da Türkiye’de başka bir katagoriye mi giriyor? Bizim tarihimiz boyunca farklı ulus ve etnik grupların varlıklarını inkar etmemizi, dilini, kültürünü yasaklamamız, Türkleştirme çalışmalarımız asimilasyon olmuyor mu? 1923 yılın da Türkçe bilen Kürt sayısı yüzde 4 imiş. Bugün yeni nesilden Kürt olup kürtçe bilen sayısı çok az. Acaba Başbakan insanlık suçu işlemede ne kadar yol aldığımızı mı anlatmak istedi.

Günlük gazetelere göz atalım, “Kraliçe nerede, Hayrünnisa Gül orada. Hayrünnisa Hanım moda yaratmaya çalışıyor. Başına değişik türbanlar yaptırıyor. Peki şık mı? Bir de siz bakın! Hayrünnisa Gül modası!” Cumhurbaşkanı eşi kafayı değişik şekillerde bağlayarak, bağlanma öncülüğüne ve özendiriciliğine soyunuyor. Bu anlayışa göre çok iyi bir basketbolcu, voleybolcu yüzücü olsaydı ne yapardık. Ya da herkesin bağlanmasını isteyen başların olduğu ülkede bayan aktivitelerine ne gerek var.

Devam edelim. “Afganistan değil Kütahya! Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Lafla Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz. Çağdaşlık da Atatürkçülük de icraatla olur dedi. Bakan Çelik’in kürsüden Atatürkçülük ve laiklik tarifi verdiği sırada Bakan’ı dinlemeye gelen tek tip örtülerle örtünen Kütahyalı kadınlar çağdaş bir Türkiye görüntüsü değil, adeta kadınların burka ile dışarı çıkabildikleri Afganistan’dan bir kareyi hatırlatıyordu.”

Resimde gözleri bile görünmeyen kadınlarımızın durumu, eğitim ve öğretimden sorumlu bir bakanı düşündürdü mü? Bana sorarsanız düşündürmedi. Özlemini duyduğu eserini gördü. Çünkü Türkiye’nin başları kadınlarımızı bu hale getirmek için büyük bir çaba sarfettiler. Bu işe önce kendi eşlerini kapatarak başladılar. Bütün bakanlıkları, büroratik mevkiileri başıbağlı eşi olan kocalara ikram ederek bağlanmayı özendirdiler ve başarılı oldular. Düşündüğü gibi yaşayamayan zihin, yaşadığı gibi düşünmeye mahkum oluyor. Yani alışılan birşey eskisi kadar kötü olmuyor. İnsanlar her geçen gün daha kötüsünü görerek kötüyü içselleştiriyor, sonunda da bağışıklık kazanıyor. Başı bağlılar efsanesi, ulema hurafesi, günlük takunya şıkırtısı, arada postal kokusu arasında sıkışan sevgili halkım düşünemez, sorgulayamaz hale getirildi.

Bir problem ancak ve ancak çözülünce problem olmaktan çıkar. 1500 yıl öncesinin inanç ve kuralları ile bugünü anlayamaz, bugünün sorunlarını çözemezsiniz. Çözüyormuş gibi yapar, yalan söylemek zorunda kalırsınız. Kendinizi olmadığınız gibi tanıtmaya bir kere başladınız mı, dönüşü olmayan bir yola girer farkında olmadan bir bilinmeyenli denklemi iki bilinmiyenli yaparsınız. Zamanla yalan günlük yaşamınıza girer, yalanı başka bir yalanla düzeltir, sonunda söylediğiniz yalanlara kendiniz de inanmaya başlarsınız.

Hükümetler yönetime gelirken, yanlarında egemen sınıfların fikir ve düşüncelerini getirirler. İşe egemenleri koruyacak kuralları kabul ettirmekle başlarlar. Köleleriniz varsa efendileriniz, işçileriniz varsa patronlarınız olacaktır. Patron ve efendilerin sürekliliği ezdikleri halkı uyutmaktan geçer. Bu uyutma işini de iktidar partileri üstlenir. Kapitalist düzende, dünyanın en makbul siyasetçisi, iyi yalan söyleyen siyasetçidir. Ülkemizin başları belli bir ayaklık dönemi geçirdiklerinden, zihinleri bu ayaklık dönemi kaosunu barındırır. İçerde başka dışarda başka düşünürler. Bunu hiç utanmadan, maskeye bile gerek duymadan yaparlar.

Bir tarafta ilim, irfan, muasır medeniyet, çağdaşlık çığırtkanlığı, diğer tarafta kendi eşine, halkına ortaçağ görüş düşünce ve yaşam şekilleri dayatırlar. Küçük çıkarlar için geleceği ipotek altına alırlar. Şimdi biz hangi başlara inanalım diye sormayacağım. Ha maske takanlar, ha baş bağlayanlar, ölümü görüp sıtmaya razı olmak gibi kalite kontrolü okuyucuya kalsın.

Bu yazı 20o8 tarihli öteki.com siteetesinde yayınlanmıştır
anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: