Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Özgürlükten Kaçışı

CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Özgürlükten Kaçışı

Erich Fromm kendisine soruyor; ’Çağdaş insan için özgürlüğün anlamı nedir? İnsan neden kendi özgürlüğünü diktatörlerin eline bırakmakta ve bir robot gibi yaşamaya razı olmaktadır?’’ Bertolt Brecht ise Almanya’nın faşistlerini de Sosyal Demokratlarını da gördü yaşadı ve o meşhur sözünü söyledi. ‘’Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar!”.

HDP milletvekilleri Leyla Güven, Musa Farisoğulları ile CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun milletvekillikleri düşürülmesi ardından hapse yollandı. Korona nedeniyle Enis Berberoğlu Temmuz sonuna kadar evine gönderildi, HDP milletvekilleri için kural değişmedi düşman hukuku uygulandı.

Bu kadarı beni şaşırtmadı, çünkü faşizm özgürlüklere saldırmak, zulüm-sömürü, baskı-terör, ırkçılık- şovenizm, imha-katliam, halk iradesinin gaspı ve hapishaneler demektir.

Benim şaşırdığım, bu yaşıma kadar en fazla oy verdiğim, ana muhalefet partisi ve liderinin bütün bu olup bitenler karşısındaki açıklaması oldu. ‘’Sanki hapse gönderilen sadece CHP’li vekil, HDP milletvekilleri yok sayılıyor, gelişmelere karşı tavrı bugünkü koşullarda ‘Adalet Yürüyüşü ‘nü yanlış buluyorum, Erdoğan’ın oyununu bozmalıyız.’’

Kendi kendime mırıldandım, ‘’keşke Kılıçdaroğlu bir şeyler söylemese de sussaydı’’ susmanın insan aklında çok anlamları var ama basiretsiz bir açıklamayı nereye koyabiliriz.

Bırakalım bütün bir ülkede olup bitenleri, Kılıçdaroğlu kendine karşı ‘’linç’’ girişiminden bir ders çıkaramamış ‘’faşizmin’’ ne olduğunu anlayamamış. Faşizmi bilemeyip anlayamayınca onu aşmanız, ona karşı mücadele üretmeniz de zor olur.

Kılıçdaroğlu’nun halet-i ruhiyesi bana Erich Fromm’un ‘’ ÖZGÜRLÜKTEN KAÇIŞ’’ kitabını anımsattı. Fromm bu kitabında sanki onu anlatıyor ve özgürlükten kaçışı şöyle tarif ediyordu. ‘’bireysel benin yoksun olduğu gücü elde etmek ya da, başka bir deyişle, yitirilmiş bulunan temel bağların yerine geçecek yeni ikincil bağlar aramak için, kişinin kendi bireysel beninin bağımsızlığından vazgeçmesi ve kendi benini, kendi dışında bir şey ya da bir kimse ile kaynaştırması eğilimi olacaktır’’

Fromm bununla da kalmıyor ve kendisine soruyor; ‘’Çağdaş insan için özgürlüğün anlamı nedir? İnsan neden kendi özgürlüğünü diktatörlerin eline bırakmakta ve bir robot gibi yaşamaya razı olmaktadır?’’ Bu soruyu da kendisi yanıtlıyor. ‘’Özgürlüğüne sahip çıkamayan insan, biyolojik olarak bir canlı olmasına karşın, ruhsal açıdan bir robot gibidir. Zihinsel ve coşkusal yetenekleri körelmiştir, canlı değildir artık. Yeni ve kalıcı hiçbir şey üretemez. Yaşama karşı tam bir açlık içinde olmasına karşın uzak durur ondan, kaçar. Çünkü davranışları ve kararları kendisine ait değildir.’’

Evet, faşizm vahşidir, saldırgandır, zalimdir, haksızdır, gaspçıdır mutlaka bütün bu tanımlamaların hepsi doğrudur. Yaşanan olayları kınamak, demeçler vermek, bu nedenle de iki de bir yeni parti meclisi toplantıları yapıp bilinenleri ve kararlaştırılmış olanları yeniden tartışmak, yeniden açıklamak, tweetler atmak, tekrar tekrar faşizmi yorumlamak ‘’yeter artık’’ bunları biliyoruz. İnsanlar artık bunların yerine, yeni pratik mücadele yöntemleri, yeni söylemler duymak istiyor. Devamlı sonuçları sıralamak fazla bir anlam ifade etmiyor, onların nedenlerine bakabilmek ve anlamlandırabilmek gerekir. Faşizmi lanetlemek kadar, antifaşist demokrasi mücadelesinin zayıf ve yetersiz yanları üzerinde durmak gerekiyor.

Tarihe şöyle bir göz atabilsek önümüze çok somut örnekler çıkar. Alman faşizmi dünyanın gözü önünde cereyan etmiş halen canlılığını koruyan ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir örnek. Hitler 1921 yıllarında üye sayısı yüzü geçmeyen Nasyonal Sosyalist Parti tarafından temsil ediliyordu. Yahudi düşmanlığı ve ateşli söylevleri ile parti içinde yükselip, “Führer/ Şef” unvanını aldı. 30 Ocak 1933’te çoğunluğu olmamasına rağmen Hitler başbakan olarak atanır. Hitler başbakan olur olmaz devletin geniş kaynakları Nazilerin eline geçer. Goebbels, 3 Şubatta şöyle diyordu: “Artık savaşmak kolay, çünkü devletin bütün imkânlarından yararlanabiliriz. Radyo ile basın elimizde.’’ Hemen erken seçimleri dayatırlar ve birkaç gün içinde, 5 Martta seçim kararı alınır. Elbette hedefi tam bir terör estirerek kitleleri arkasına almaktır.

5 Mart seçimlerinde diktatoryal yetkiler kuşanmış Hitler, oylarını beş buçuk milyon artırarak 12 milyona çıkardılar ve toplam oyların yüzde 44’ünü alarak birinci oldular. Naziler hâlâ çoğunluğu kazanmış değillerdi, fakat artık tek başlarına iktidara oturmuşlardı. Çok kısa sürede faşizm tüm kurumlarıyla hayat buldu. Faşist diktatörlük, kuvvetler ayrılığı ilkesini, parlamentosu ve siyasal partileriyle birlikte bir kenara fırlatıp atar ve her türlü yetkiyi eline alır, bundan sonrası malumunuz.

Peki, CHP ve lideri ne yapıyor ona bakalım. Hitler bütün bu yaptıklarını 3 ay gibi kısa bir zamana sığdırırken bakın Erich Fromm ne diyor; ‘’Nüfusun bir bölümü, herhangi bir büyük direnç göstermeksizin Nazi rejimine boyun eğdi, ama bunlar, direnç göstermedikleri gibi Nazi ideolojisinin ve siyasal uygulamalarının hayranları haline de gelmediler. Bir başka bölüm insansa, yeni ideolojiye iyice kendini kaptırdı ve onu savunanlara fanatik bir tutumla bağlandı. Birinci grupta daha çok işçi sınıfıyla liberal ve Katolik burjuvazi vardı. Özellikle işçi sınıfının kusursuz bir örgütünün bulunmasına karşın bu gruplar, ta başından 1933’e dek Nazizm’e sürekli karşı oldular gerçi ama siyasal inançlarının gereği olarak kendilerinden beklenebilecek içsel direnci göstermediler. Direnme istekleri çabucak söndü ve o andan sonra da rejime pek güçlük çıkarmadılar (bütün bu yıllar boyunca Nazizm’e karşı kahramanca savaşan küçük azınlığı saymazsak elbet). Bu, Nazi rejimine boyun eğmeye hazır olma durumu, ruhbilimsel açıdan, daha çok, içsel bir yorgunluk ve el etek çekmeden kaynaklanmış olsa gerektir.’’

Sanırım bu sözleri ile Erich Fromm CHP’nin bugün ki ruh hali ve zihin altını okuyordu. AKP ve MHP’nin ortak faşizmi dört başı mamur 80 milyonun gözü önünde cereyan ediyor. Bundan AKP’li MHP’li seçmende memnun değil. Mayıs 2020 Gençlik araştırmasına göre AKP’li gençlerin neredeyse yarısı, MHP’li gençlerin ise yüzde 68’i Türkiye’den gitmek istiyor. İşin ilginci kendisine ‘’sol’’ diyen ‘’CHP’’ ne ülkeyi terk etmeyi ne de mücadele etmeyi istiyor. Faşizmle, gericilikle, yobazlıkla, bağnazlıkla savaşı, öyle üç beş tweet atmak, bir kaç parti meclisi toplamak, kuru gürültü, sloganlarla, içi boş demeçlerle yapılacağını zannediyorlar.

Kapitalizmin bizi nasıl yoksul bırakıp öldürdüğünü, kapitalist medya açıklıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2020 Davos’taki yıllık toplantısı öncesinde Oxfam tarafından yayımlanan “Önemseme Zamanı” isimli raporda, dünyanın yüzde 1’lik en zengin kesiminin, 6,9 milyar kişiden 2 kat daha zengin olduğu belirtildi. Kapitalizm öldürmediklerini de çürütüyor. Bu çürüyen sınıfa da ne de olsa maddi durumları iyi ensesi kalın CHP yönetimi giriyor.

Yahudi katliamından sonra hayatını Faşizmi anlamak ve onunla mücadeleye adayan ‘’HANNAH ARENDT İNSANLIK DURUMU’’ kitabında şöyle der. Hitler in iktidara gelişi karşısında gösterdikleri kayıtsızlık, duyarsızlık ve bilinçsizlik hali, Arendt için oldukça uyarıcı bir etkide bulunur. Nazizm’in gelişini kişisel bir travma olarak yaşamasına neden olan, “düşmanın yaptıkları değil, dostların yaptıkları’ olmuştur. Çünkü Arendt’e göre Alman aydınları açıkça Nazizm’in yükselişini kolaylaştırmışlardır.

Aynı Arendt; ‘’Totalitarizmin Kökenleri’’ adlı kitapta, uzaktan izlediği ama derinden hissettiği totalitarizmi, “kâbus gibi görünen bir şeyi anlaşılır kılmak” çabasına girer. ‘’Totalitarizm’’, aydınlanmanın birey fikrinin aşınması ve kitlelerin gerçeklikle ilişkisinin kesilerek, düşünme kapasitelerinin dumura uğratılması yoluyla en “radikal kötülükleri” en sıradan biçimde yapabilecekleri bir ortam yaratır. Böylece totaliter rejimin “memuru” haline gelen insan, kendi sınıfının kalıntıları arasında, sadece kendi bireysel güvenliğinin peşinde koşan ve her şeyi bu uğurda feda etmeye hazır olan egoist burjuva bireyinden başka bir şey değildir.

Son söz, AKP ve MHP faşizminin ülkemizde kurumsallaşmasına dair yeterince gösterge vardır. Eğer siz CHP olarak, Milletvekillerin düşürülmesi, Belediyelere kayyum atanmasına halk iradesinin gaspı, sivil darbe, adaletin hukukun yok edilmesi diyorsanız, söylemlerinize göre de davranmanız gerekir. Yargı ve hukukun olmadığını söylüyorsanız, yargı hukuk varmış gibi hareket edemezsiniz. Che Guevara misali ‘’Cinayete tanıklık edince tarafsız olamazsın. Durdurmak istemezsen taraf tutmuş olursun” Bertolt Brecht Almanya’nın faşistlerini de Sosyal Demokratlarını da gördü yaşadı ve o meşhur sözünü söyledi. ‘’Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşurlar!”.

Anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: