Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Hayırlı yıllar

Hayırlı yıllar

Bir de olayın gerçeğine bakınca, Türkiye’de ve dünya da kaç kişi yeni yıla mutlu ve umutlu girebildi kimlere hayırlı olabildi?


Yılbaşı tatili nedeni ile dört gün evde kalınca ince şeylere kafa yormaya zaman bulabildim. Radyo ve televizyonlardan bol bol yeni yıl dilekleri, hayırlı kutlamalar dinledim. Gazeteler, cep telefonu, mail kanalı ile bir o kadar da hayırlı yeni yıl mesajları okudum. Tabii adetten sanırım, dilin de kemiği olmayınca, at atabildiğin kadar. Yeni yılınız kutlu olsun, mutlu olsun, hayırlı bol kazançlı olsun, sağlık, başarı olsun vs. Aslında bu sözlerin bir aldatmaca olduğunun farkına vardım. Nasıl oluyorsa biri mutlu olunca öteki mutsuz oluyor. Sistemin dişlileri emme basma tulumbası gibi çalışıyor. Yani birileri zenginlerken diğerleri yoksullaşıyor zaten biz istesek de dilesek de bu düzende herkesin eşitliği, herkesin mutluluğu mümkün olmuyor. Zenginlik yoksulluğun omuzlarında var olabiliyor. Bir de olayın gerçeğine bakınca, Türkiye’de ve dünya da kaç kişi yeni yıla mutlu ve umutlu girebildi kimlere hayırlı olabildi?

Egemenler, ezdikleri horladıkları insanlar için ne derece duyarlı oldular. İşte Filistin halkı, bombaların eşliğinde İsrail zulmüne karşı yüzlerce ölüler vererek acı ve gözyaşları içerisinde yeni yıla girdiler. Emperyalist devletlerden hangisi ciddi bir şekilde bu vahşeti kınayabildi. İşte örneği, aynı gün Zürih’de 650 kişi olayı kınama yürüyüşü yaparken, akşam 170 bin kişi Zürih gölü kenarına yılbaşı havai fişeklerini izlemeye gittiler. Milyonlarca parayı halkı aldatma adına havada yaktılar, havamızı dünyamızı kirlettiler. İşte insanlığa ve insan hayatına verilen değer. Peki bunlar ateş hattının çok uzağındakiler, Gazze’de doğum yapan ve evinden dışarı çıkamayan bir Türk bayan televizyonlara canlı bağlantıda neler söyledi. Ani baskın, çok sayıda insanın ölümüne sebebiyet verirken hastanelerin durumunu, ilaç doktor, yiyecek yetersizliğinden çocuğunu bile doyurmak için zorlandığından bahsetti. Televizyon spikerinin; peki dünyaya nasıl bir mesaj vermek istersiniz, bizden istedikleriniz nelerdir sorusuna ’’bizim için dualarınızı eksik etmeyin dedi.’’

Diğer tarafta kapitalist, emperyalist asalaklar nasıl çalışıyor ona bakalım. İnsanların üzerine çoluk, çocuk kadın, hastane okul ayırımı bile yapmadan bomba yağdıran haydutlar bu işlerini temennilerle yapmıyorlar. İnsanların haklarını gasp edip kimliklerini inkar edenler, çocukları eğitim ve sağlık hizmetlerinden yoksun bırakanlar dilek tutmuyor bu işleri bir fiil yapıyorlar. İnsanları savaş ve imha tehditi altında tutanlar, 21.yüzyılda hale düşünceye zincir vuranlar, halkını işsizliğe, açlığa mahkum edenler, aydınları cezaevlerinde tecrit edenler, yetişen gençliğe devamlı gerici, milliyetçi, muhafazakar fikirleri devlet eliyle pompalayanlar halka eziyeti kendilerine hak bilirken bize de dualarını bırakıyorlar. “Asmayıp da beslese miydik” diyecek kadar insan sevgisinden mahrum olanların yaptığı anayasayı halen içine sindiren vekillerin iyi yıl dileklerinin ne ciddiyeti olabilir? Hepsi insanlıktan dem vuracak, ama bunun ne demek olduğuna dair zerre kadar kafa yormayacaklar, işte bunların insanlığı kurtarma teorileri.

Hadi bunlar tuzu kuru mutlu bir azınlık, ya aç yoksul çoğunluğa ne diyelim? Eskiden iyi günler, iyi akşamlar, iyi tatiller derken veya karşı tarafı dinlerken en azından bir derdinize melhem olmasını, sorunu paylaşmasını, bir uyarı ve nasihatla moral vermesini beklerken bütün umutlarınızın içine limon sıkan o deyim ’’hadi hayırlısı olsun’’ Zaten AKP iktidarı ile devlet TV kanalları ve eğitim araçları, dönek aydınlar, yalaka sanatçılar, papağan programcılarla hep birlikte ve ısrarla türban gibi politik olarak başlattıkları ’’hayırlı’’ sözcüğü yerli yersiz konuşma dilimizin bir parçası oldu. Sanki insanlar kendilerini otamatiğe bağlamış zırt pırt her cümleye sıkıştırıyorlar. Hayırlı geceler, evladım hayırlı bir yerde dur inecek var. Söyleyen her ne kadar iyi niyetlerle söylese bile karşı tarafı düşünmeye zorlayabiliyor. Gecenin veya inilecek yerin hayırlısı nasıl oluyor. Gece önce iyi olsun ki hayır peşinden gelsin. En azından düzgün bir Türkçe’de bunu ben böyle öğrendim. Gazze’de çocuğunu doyurmaya yiyecek istemiyor ama dua istiyor. Sorunlara çözüm üreteceğimiz, sefaletin suçlularını bulacağımız yerde takma kafana hayırlısı olsun. Böylece problemin çözümünü bile önermiyor problemin üstünü örtüyor, suçluyu koruyor çözümü olmayan görünmeyen bir güce havale ediyoruz.

Bu çaresizlik edebiyatı bu topraklarda nasıl filizleniyor derken, akşam haberlerine kulak kesildim ve sorumun yanıtı Başbakan’dan geldi. ’’Arkadaşlar bizim yaptığımız sosyal yardımlara tutturmuşlar sadaka kültürü diye. Sadaka bizim kültürümüzde çok önemli’’ Hani bir deyim vardı. “Şıracının şahidi bozacı” Bu ülkenin yüzde 90’nı sefalet içerisinde yaşıyormuş önemli değil, “Açlıktan ölen” yavruların sorumluluğunu “ben” üzerime almam, ama sadaka, fitre verir, gurursuzluğu öğütlerim. Bilginlere ulema diyen Başbakanımız’dan herkese iş aş olunca sadaka kendiliğinden kalkar diyerek akıl vermemiz olmaz. Ama kölelik de bizim dinimizde kültürümüzde var anımsatması yaparak ufuklarını açmamız daha kıymete geçer.

Değerli okurlar bu kültür bize ısrarla, allandıra ballandıra devlet eliyle öğretiliyor. İlkokuldan tutun üniversitelere kadar bilimsellikten, araştırmacılıktan uzak, şüküre ezbere dayalı eğitim sistemiyle milyonlarca halk çocuğu zehirleniyor. Amaç düşünmeyen, ve halkının sorunlarına uzak, düzenin istediklerine boyun eğen, milliyetci ideolojiyle kafası biçimlendirilmiş tek tip, robotlaşmış bir nesil yetiştirmek. İnkar, yalan, şovenizm, gerici geleneksel din kültürü ile bütün çözümleri hayırlara havale ederek halkın bilinçlenmesi engelleniyor. Çünkü bunların hepsi egemenlerin işine geliyor. İşsizim, bu maaşla geçinemiyorum, ya da çocuğumu doktora götüremiyorum diyen kişiye biz hayırlısı olsun diyorsak asıl sorumlu aradan sıyrılıyor. Onun için egemen ideoloji gerici din kültürü ile işbirliği içinde kol kola geziyorlar.

Biliyorum aç insanın felsefe yapamayacağını önce karnının doyması gerekli. Ama ben Sokrates’in cıplak ayaklarla yaptıgı felsefeyi de okudum. Ne dersiniz, Dünya’nın durumu pisliğe girmişken çözüm arayalım mı, yoksa hayırlısı mı olsun?

Bu yazı 24/01/2009 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: