Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Rüşvetin Belgesi olur mu?

Rüşvetin Belgesi olur mu?

Sanırım bu sözlerin patenti Selim Edes’e ait. Eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı merhum Özal’ın kadim dostu Selim Edes, yine Özal’ın ABD patentli prensi Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan’ın vurulması olayında sorgulandı. Mahkemede kadim dost, prense rüşvet verdiğini kabul etti ve 1 yıl 8 ay hapis 111 milyar lira para cezasına çarptırıldı. Aynı olayda prens kadim Dost’tan belge talep etti. Kadim dost bir mukabil o meşhur sözünü söyledi. “Rüşvetin belgesi mi olur pez…k”

Son günlerde Türkiye, rüşvet, dolandırıcılık, hırsızlıkla çalkalanırken, bu konuda yetkili ağızlardan çıkan söylemlerde o derece sertleşiyor. ‘İspatlamazsan alçaksın, şerefsizsin ‘. Hadi gel’ ‘TV’ye çıkalım, eğer ispatlarsan siyasetten, milletvekilliğinden çekileceğim. Ama ispatlayamazsan çık TV’ye, şerefsizim, namerdim, müfteriyim…(de)” Maalesef diyeceğim bu konuşmalar herhangi birine ait değil. Türkiye’yi yönetenler söylüyor. Sanki doğrunun ölçütü, çok bağırmak naralar atmak, hakaret etmek. Ben şahsıma bu üslubu dinlerken utandım ama şaşırmadım. Çünkü bir ülkede yozlaşma her zaman toplumun üst kademelerinde başlar, halk da bu yayılımdan nasibini alır.

Böyle bir zihniyet ülke yönetimine hâkim olursa, ülkede tetikçileri, suikastçıları, haraççıları, hırsızlığı, rüşveti sorgulayamayız. Hele hele TV kameraları önünde çocuk kolu kıran, kadınları acımasızca döven, biber gazı sıkan polisi frenleyemeyiz. Hapislerde işkence ölümlerine mani olamayız. Böyle bir zihniyet iktidarın kültür biçimi olursa, rüşvetin belgesini istersiniz. Akıl dışı bir ortamda yetişirseniz, akıldışı kişilik yapıları kazanır, akıl dışı isteklerde bulunursunuz.

AB genişlemeden sorumlu Başkan Oli Rehn ve bizim Babacan’ın toplantısını izledim. Oli bizim Babacan’a soruyor. Neden çalışmaları ağırdan alıyorsunuz? İçim cız etti. Kasap et derdinde koyun can derdinde. Nasıl ağırdan almayalım. Daha yeni derin devlet, laiklik, şeriatçılık, türban, anayasa, baba yasa, Ergenekon derken hırsızlık, rüşvet, dolandırıcılık boruları patladı pislik Almanya’dan tutun da Türkiye’ye kadar yayıldı. Biz de politikacıların ömrü kendi aralarındaki hırsızlıkları ayıklamakla geçiyor.

Neden zorlanıyoruz akla karayı ayırmakta. Aslında aklında ciddi bir problem olmayan politikacı, gerçek olanla gerçek olmayanı birbirinden rahatlıkla ayırır. Bu ayırma işi o kadar zor değildir. Zor olan, bu işlemin tersini yapmaktır.

Cenevre’de Türkiye-Çek Avrupa şampiyonası maçını izlerken İsviçreli dostumun söylediği söz aklıma geldi. Galip durumda maçın normal süresi dolarken kaleci Volkan Çek oyuncuya bir darbe iliştirip kırmızı kartla oyun dışı kaldı. Arkadaşım bana dönerek, ”bu kaleci dünyanın en iyi kalecisi de olsa Avrupa’da iş vermezler dedi”. Ben de ona, ah sen bizdeki değer yargılarını bir bilebilsen başka türlü düşünürsün dedim. Bizde öyle darbelere rütbe verirler, darbeyi yaralamaya, öldürmeye dönüştürebilirsen rütbenin dışında kırmızı pasaportlu devlet görevlisi olursun. Baksana Fatih Terim’e rajyonu çok iyi biliyor, etrafa saldırdıkça maaşı artıyor.

Toplumsal çürüme, politik, sosyal, psikolojik, ekonomik bir olgudur. Kendini düzenin acımasız haydutluklarına karşı güçsüz hisseden insan, geri çekilmekte ve istenilen koşullara çok çabuk uyum sağlayabilmektedir. Pes etme, hem sosyolojik, hem de psikolojik açıdan güçlü olana karşı en iyi savunma mekanizması oluyor. Bir yerde insanlar karşı oldukları değiştiremedikleri düzene uyum sağlıyorlar. Örneğin, ülkemizde insanların yüzde 74 yoksulluk yüzde 17 açlık sınırında yaşadığını devlet kendisi söylüyor. Yani insanların yüzde 90 nı normal yaşamını sürdürebilecek kadar yeterli bir ücret alamıyor. O zaman insanın aklına bu insanlar nasıl yaşıyor, nasıl açlıktan ölmüyor gibi bir soru geliyor.

Sorunun yanıtı düzene uymak. Küçük bir kesim ek işler yaparak onurluluk savaşı veriyor. Büyük bir kesim yine merhum Özal’ın sözü ile işini biliyor. Çalıyor çarpıyor, rüşvet alıyor amirine yalakalık yapıyor. Öylede böylede bir yolunu buluyor.

İşin en kötüsü de, düzene uyanları ödüllendiren egemenler, aç kalan ve bu yüzden çöplükten ekmek toplayanları tiksintiyle seyrediyor, ya da sadakaya alıştırıyor. Kendisi de sadaka vermenin ve günahlardan arınmanın mutluluğunu yaşıyor.

Bu yazı 25.01.2008 tarihli Açıkgazete sitesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

 

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: