Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Ölme Öldürme Aşkı

Ölme Öldürme Aşkı

ABD seçimlerine bir gün kala, İsviçre televizyonu ABD’de yaşayan İsviçrelilerle seçimi konuştu, kim kazanacak diye sordu? İlgimi çeken hepsi de aynı yanıtı verdi, Barak Obama. Nedenleri de aynıydı. ABD’de siyah birinin kazanması çok zor ama kesinlikle Obama kazanacak. Çünkü halk artık savaş manyağı bir liderden usandı. Halk artık her gün televizyonlarda bomba atan jetler, insan ölümleri ve bu kirli savaşın ekonomik faturasının halka yüklenmesini istemiyor. Hele bir tanesi vardı, ben Obama’yı hiç tanımıyorum ama önemli değil Bush belası gitsin de kim gelirse gelsin.

Durum Türkiye televizyonların da farklı mı? Hep aynı haberler, aynı uçaklar, aynı bombalamalar, aynı yoksul aile çocuklarının cenazesi. Yoksa bunlar aynı resimleri bize tekrar tekrar mı gösteriyorlar. Halkın vergileri ile boş dağlar taşlar bombalanıyor aklı başında birisi çıkıp ta bu cengâverliğin ekonomik faturasını soramıyor. Bu ülkenin sahipleri ölme, öldürme dışında başka bir şey öğrenmemişiler mi? Biz yurtdışında barbar Türk imajını silmeye çalışırken, çocuğunu Türk geliyor diye korkutan aileye tebessüm saçarken, al sana bir bomba.

Hayatın acı ve tatlı iki parçasıdır ölümler ve düğünler. Çok sayıda insanları bir araya getirir. Bu görüntüler de son günlerde yoksul ölümleri ile zengin düğünlerine kısmet oluyor. Zengin düğünleri genelinde yatlarda, lüks otellerde damat ve gelinin üzerine görgüsüzce dolarlar saçılarak yapılıyor. Otele sığmayanlarda helikopterle stadyum düzlüğüne iniyorlar. Yoksul zaten düğün yapamıyor, yapsa da televizyona konu olmuyor. Ama yoksulun ölümü omurgasız medyanın gündeminden düşmüyor.

Yoksul ölümleri deyince şehit cenazeleri gözlerimin önüne geliyor. Sanki hepsi de aynı ailenin çocukları gibi bir his doluyor içime. Hayatın adil olmadığı yerde ölüm de adil olmuyor. Yoksulluğun, dili görünümü, suçu aynı olduğu gibi ölümü de aynı oluyor. Acılar, sancılar, ağlayanlar hep yoksul anneler oluyor. Övmekle bitiremedikleri şehitlik mertebesi tek bir zengin, bürokrat, bakan, milletvekili, general çocuğuna nasip olmuyor. Çünkü vatanın sahipleri zenginler, koruyucuları yoksullar oluyor. Cenaze törenlerinde bile rant arayan boyalı basın yoksul babaya mikrofonu uzatıyor. Önceden ezberlettiği soru ve yanıtını alıyor. Duygularınız nedir? Vatan sağ olsun biri şehit oldu ikincisini de vatana feda etmeye hazırım.

Acaba diyorum bu ölme, öldürme aşkı nereden geliyor. Nasıl oluyor da insanlar korkularından sıyrılıp bir anda hayatta kalma isteklerini hiçe sayabiliyorlar. CEHALET ÇEŞİTLİDİR BİR BİÇİMİNE KARŞI MÜCADELE EDELİM DERKEN BİR BAŞKA BİÇİMİNİ ÜRETMEK MÜMKÜN İMİŞ. Burada eğitim aracına egemenler sahip. Bize ölme, öldürme kültürü aşılarlarken kendilerine de tribünlerde seyretmek, cenaze namazlarına katılmak, Allahtan rahmet dilemek, sahte nutuklar atmak kalıyor. Acaba diyorum, o dağlıca baskınında ölmeyip de hayatta kalan askerlerden biri Bakan M.Ali Şahin’in kendi çocuğu olsaydı (neden ölmemişler) sözcüğünü o kadar rahat telaffuz edebilir miydi? Kafaya silah dayamanın ne olduğunu bilmeyenler, bu dünyanın yağını kaymağını yiyip boşboğaz laflar etmeyi bilirler.

Çağdaş anlayış kültürü, insanca değerler kültürüdür. Yaşamı insani değerlere göre düzenleme yeteneği olamayanlar bir amaca varmak istediklerinde en kolay yol şiddeti seçerler. Sevgi üretemeyenler, fikir üretemeyenler, bilim öğretmeyenler, sağlıklı ilişki üretemeyenlerin elinde sadece şiddet ve ölüm kalır. Oysa şiddet, oysa öldürmek hiçbir şeyi onarmaz, hiçbir şeyi düzeltmez, hiçbir şeyi yönlendirmez, yalnızca şiddet şiddeti doğurur, şiddet ölüm tohumları eker, şiddet yeni şiddetlere gebedir. Birazcık aklı olan sorumlu, idareci, yönetici bilmelidir ki “şiddet şiddetle bitirilemez şiddet ancak ve ancak şiddeti yaratan koşulları ortadan kaldırmakla mümkündür.” Ama onlarda çok iyi biliyorlar ki, bu koşullar ortadan kalktığı zaman onların oyuncakları elinden alınacak, gündemden düşecek bastıkları dal kırılacak, onlara ayrılan bütçe yoksulluğa eğitime, sağlığa, insanlığa aktarılacak.

Neşe Yaşın Savaşa gitme oğlum adlı yazısında oğluna şu öğütleri veriyordu.

“Savaşa gitme oğlum. Vatanı seviyorsan onun için ölmeye ve öldürmeye değil yaşamaya ve yaşatmaya git. Vatana hizmet etmek istiyorsan bahçıvan ol; bahçelerini çiçeklendir. Evsizler için evler, gençler için kültür siteleri yap. Bir fedakârlık yapmak istiyorsan yaşlıların bakım programlarına katıl, engelli çocuklar için festivaller, ayrımcılığa uğrayanlar için gösteriler düzenle ama savaşa gitme. Gençleri başka gençlerin katili ya da ölü olmaya gönderiyorlar. Onlara inanma oğlum. Söylenen her şeye inanma. Onların vatan haini dedikleri vatanı en çok sevenlerdir. “

Asla ve asla savaşa gitme oğlum. Silahları değil aklını kullan. İnsan, her sorunu çözebilecek kadar zekidir bunu unutma. Dünya, dizi dizi mezarlarla dolu. Üzerlerinde genç insanların isimleri yazılı. Hepsi de savaşlarda öldüler. Birbirlerini öldürdüler. Bunların çoğu yoksul insanlardı. Bir kısmı parlak sözlere kanmış gençlerdi. Bu insanlığın bir utancıdır ve bunu durdurmanın bir yolu vardır. Ben, seninle en çok savaşa gitmediğin için gurur duyarım. Bunu göğsüme şeref madalyası diye takarım. Savaşa gitme oğlum.

Bu yazı 09.11.2008 tarihli Açıkgazete sitesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

 

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: