Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » PİŞKİNLİK ALTIN ÇAĞINI YAŞIYOR

PİŞKİNLİK ALTIN ÇAĞINI YAŞIYOR

İsviçre’ye geldiğim yıllarda Adalet Bakanı Elizabet Kopp, makamından avukat eşi ile yapmış olduğu telefon konuşması basına yansımış, eşine bilgi sızdırdı söylemleri yüzünden istifa etmişti. Yıllar sonra hem bakanlık hem Cumhurbaşkanlığı yapmış başka bir isim Adolf Ogi görevinden ayrılırken televizyonda bir veda konuşması yapmıştı. Ayrılış nedenini “yoğun politik yaşamdan dolayı eşime yeterince zaman ayıramadım, çok sevdiğimiz dağ yürüyüşlerimizi yapacağız” demişti. Üç ay önce İsviçre Ordusu’nun başı olan Korgeneral Roland Nef, eski sevgilisini SMS, ve e-posta yoluyla taciz ettiği iddiaları gazetelerde yer aldı. Halkın aşırı eleştiri yağmuruna dayanamayan general, hakkında verilecek bakanlar kurulu kararını bile beklemeden geçtiğimiz ağustos ayında istifasını verdi. Şimdi de bizim mahallenin Belediye başkanı görevden ayrılacağını açıkladı. Çok çalışkan, görev aşığı, çevreci birisi. Yakınımda oturan bu başkanın daha makam arabası kullandığını görmedim, işe hep o mütevazi bisikleti ile gider. Çok yorulduğunu söylerken, genç enerjik kişilerin göreve gelmesini istedi.

İsviçre’de olanlara şöyle göz atarken, farkında olmadan kendi ülkemle karşılaştırma yaparım. Burjuva demokratik devrimini yapan bir ülke ile yapamayan bir ülke arasındaki farklılıklar insanın gözüne çöp gibi batıyor. Demokratik devrim Avrupa’da burjuvazinin önderliğinde yapılmış. Buna istinaden insan hakları, ulusların kendi kaderini tayin hakkı, sınıfsal örgütlenme, siyasal mücadele, sendikal haklar tanınmış. Yani feodalizm tasfiye edilirken, kitleler o güne kadar görmedikleri en geniş hak ve özgürlüklere sahip olmuşlar.

Yukarda vermiş olduğum örnekler, bir tarafta politik mevkiilerin yeme içme, nüfüsunu kullanma, çalma, çarpma yeri olmadığını gösterirken, diğer tarafta zan altında olan kişiler için, adına istifa denilen onurlu ve gerekli bir kavramın varlığına dikkat çekiyor.

Acaba bizim ülkemizde, hiç ben yoruldum yaşlandım ayrılayım diyen politikacı veya bürokrat gördük mü? Göremeyiz çünkü bizde bu gibi mevkiilere çalmak, soymak için geliniyor. Biz hırsızı suçüstü de yakalasak mahkeme belgeleri göstersek, yüzü kızarıp istifa edeni gördük mü? Göremeyiz, adama bir milyon dolarlık iş takibi için attığı imzalı belge gösteriliyor, okumadan imzalamışım buyuruyor. Alman mahkemesi “buradakiler piyon, şahlar Türkiye’de dolaşıyor“ diyor. Hiç üstüne alan oluyor mu? Oluyor, burada haklarını teslim edelim. Hırsızları koruma altına alıyorlar.

Neticede burjuva devriminin yapılmadığı, feodalizmin tamamen tasfiye edilmediği ülkemizde ciddi şekilde demokrasi sorunu vardır. Demokrasi kültürü gelişmemiş, çağdaş normlardan uzak, insanın hiç bir şekilde değeri olmadığı merkezi, otoriter bir 1982 cunta anayasası ile idare ediliyoruz.

Azınlıkların kimlik, dil, kültür ve anadilde eğitim hakları tanınmamıştır. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, bölgeler arası dengesizlik giderilmemiş. Sendikal haklar hiç bir zaman rayına oturmamış, sık sık askıya alınmış.

Irkçılık, militarizm önleneceği yerde bilakis devlet tarafından körüklenmiş, çete, mafya devlet kurumlarına yerleşirken hukuk devletine işlerlik kazandırılmamış.

Yargı dünya ölçekli evrensel hukuka göre değil devlet ideolojisine göre uygulanıyor. Devletin yüce çıkarları için ifade özgürlüğü, azınlık hakları yok sayılıyor. Vatandaşa her dönem işkence yapılması, faili meçhul cinayetler işlenmesi olağan bir yönetim biçimi olarak gösteriliyor.

Şu bir gerçek ki, Türkiye hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet bataklığına saplanmış, açıklananlar bataklığın sadece bir köşesi. Olanlar ne ilk, ne son, halk tarafından kabul görüyor. Yesin ama biraz da çalışsın sözlerini çok duyuyoruz. Ülkenin sahiplerinde anlayış hep aynı anlayış. Benim hırsızım, benim katilim, benim partim. Suçlu bizdense korumalıyım, daha olmadı onurlandırmalı yeşil, kırmızı pasaport vermeliyim.

Elime ne zaman kalemi alsam, iyi şeyler yazmak istiyorum. Üzgünüm ama yine negatif bir yazı oldu. Pişkinlik altın devrini yaşarken, pişkinler her geçen gün daha gür sesle konuşurken iyi şeyler yazılamıyor. Nasıl bozuk meyve, ayıklanmadığı zaman sağlamları çürütürse, toplumsal yaşamda böyle. Çürüklerin ayıklanması çürümeye sebebiyet verenlerden beklenmez. Çürükleri ayıklamak, çürümeme onuruna sahip olanlara düşüyor.

anlamak.org

 

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: