Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Karanlık Kafaların Avrupa Hevesi

Karanlık Kafaların Avrupa Hevesi

Ben beni bildim bileli ülkemizde devlet ve vatanın sahiplerinin (asker-sivil bürokrasi-burjuva siyasetçiler) dillerinden düşmeyen iki sözcük özgürlük ve demokrasidir. Türkiye’de özgürlük ve demokrasinin anlamı devlet ve vatanın sahiplerinin kendileri için istedikleridir. Onlar için özgürlük halkını milyonların önünde dövmek onlar için demokrasi kendi dışında olanların hak ve hukuklarını inkâr ve imha etmektir. Bu kural dün böyleydi bugün de değişmedi.

İnsan ölümlerine duyarsız olan Avrupa basını Mardin katliamına fazlasıyla yer verdi. Avrupalı politikacılar Türkiye’yi hiç bir zaman AB’ye alma niyetleri olmadığı halde küstürmemek için elimize hep elma şekeri tutturdular, biz de yalaya yalaya bitiremedik. Mardin katliamı için o kadar yazı ve yorum yazıldı ki, bu Avrupa’nın Türkiye’ye gerçek bakışını yansıttı. Çünkü bu yazı ve yorumlar politikanın değil halkın sesiydi. Hangi yüzle, hangi kültürle Avrupa, Hala AB’ ye girmek istiyor musunuz, Primetivkultur, Kan davası Avrupalı değil, barbarlık gibi başlıklar atıldı. Tabii bunlarla da kalmıyor bizi bizden daha iyi tanıyıp yorumlar yapan yazarlar da var. Tagesspiegel’de Susanne Güsten; ’’Barbarlık ıslama mahsus değil, Türklerin geleneği derken, 13 Mayıs tarihli 20minuten gazetesi, Malatya’da Atatürk büstünü yıktığı için “sürgün” yiyen “Gülsüm” ineği gündeme taşıyarak Türk yetkililer inek ve sahibini Atatürk’e hakaretten yargılayacaklarını dile getirdi.

Bütün bu yorumları biraz ilgi ve acı gülümsemelerle okurken kendi kendime acaba dedim. Bende mi hain ikiyüzlü Avrupalı desem, yoksa bu söylenenlerde gerçek payı var mı diye düşünsem. Bırakın cahil bırakılmış, örfüne âdetine, kan davasına, aşiretine, cemaatine düşkün halkımı. Kendine aydın diyenler, meclise girenler, ülke yönetiminde söz sahibi olanlar, bürokratlar, askerler, adalet dağıtanlar Avrupa’ya girmeye hazır mı? Her gün TV ekranlarında çoluk, çocuk, yaşlı genç demeden coplayıp, tokatlayıp, gazladığımız insanları bütün dünyaya gösterirken Avrupa’ya hangi orantılı yönümüzle gireceğiz. İnsan sevgisi, insan hakları lügatımız da var mı?

Fransa’nın baş bayanı Carla Bruni-Sarkozy, gazetecinin hamile misiniz sorusuna ’’Hayır bugünlerde çok bira içtim oda göbek yaptı’’ yanıtı bana yine acaba dedirtti. Bizim baş bayanlara böyle bir soru soracak gazeteci, bu soruları hazmedip takibe almayacak politikacı Türkiye’de var mı?

Daha da önemlisi biz kendimize şu soruyu sorabiliyor muyuz? Türkiye devlet olarak insan haklarına, hukuka, adalete saygılı mı? Devlet çete kuruyor, kendi gibi düşünmeyenleri öldürtüyor. Büyük şehirlerde mafya, köy kesiminde ağa, aşiret töre kuralları işliyor. Adaletsizliğin, hukuksuzluğun kol gezdiği bir ülkede herkes kendi hukukunu yaratırken kendi adaletini sağlıyor. Devlet öldürmeyi meşrulaştırıyor. Mardin Bilge köyünde çoluk, çocuk demeden 44 kişiyi öldüren caniler bu işi devletin kar maskelerini takarak, devletin silahlarını kullanarak, devletten maaş alarak bu katliamı gerçekleştiriyorlar. Devletin iç işleri bakanı ise terör saldırısı değil diyerek işi geçiştiriyor. Devletin aydınları, yazar, çizer cemaat ise inciler döktürüyor. Vay eğitimsizlikmiş, aşiretmiş, ağalarmış, kan davası varmış vs.

Peki, bütün bunlar şimdi mi aklınıza geliyor. Doğuda dün bugün değil yıllardır eğitimsizlik, aşiret, ağa, kan davası töre ve bunlardan dolayı binlerce insan ölümü hep olmuş ve oluyor. Siz şimdi insanları hem cahil bırakıp sonrada neden cahilsin diye yargılamaya mı kalkıyorsunuz? Eğer biz, bir sorunu gerçekten çözmek istiyorsak, soruyu gerektiği gibi sorma dürüstlüğünü göstermemiz gerekir. Siz devlet olarak, politikacı olarak aydın yazarçizer olarak bu bozuk yapıyı Cumhuriyet kurulduğundan bugüne gelene kadar hiçbir zaman sorgulama, yargılama cesaretini gösterebildiniz mi? Asla, tam aksine Cumhuriyeti ilan ettiniz ama ağalara dokunamadınız, şeyhlerle, aşiretlerle, cemaatlerle her dönem iş birliğini seçtiniz. Eğitim yerine törelerine sarılmalarını salık verdiniz. Terörle mücadele adı altında cahil dediğiniz insanların cebine maaş, eline silah vererek binlerce faili meçhul cinayetler için resmi katiller yarattınız. Elbette bu gün o tohumlar size gül vermeyecek.

Dicle’nin kenarında bir kurt, bir kuzuyu yerse, Allah bunun hesabını Ömer’den sorar imiş. Mardin’in Bilge köyünde devletin korucusu bu vahşeti gerçekleştiriyorsa devlet üzüntüyle, kınamayla bu işin üstünü örtemez. Korucu emir veren değil, emir alandır. Kendi ailesini, akrabalarını, çocukları, kadınları öldürecek kadar gözü dönen katilleri yaratan da bu sistemin kendisidir. Her geçen gün insanlar devlete, kanunlara, hukuka, adalete güvenlerini kaybediyor, geleceğe dair umutlarını yitiriyorlar. Biz hala AB’ye girmek istiyor muyuz? Sorunun yanıtı evet ise, Avrupalı oyalamayı bizde oyalanmayı seviyoruz.

Bu yazı 18.05.2009 tarihli Açıkgazete sitesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: