Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Vicdani ret nedir, ne değildir?

Vicdani ret nedir, ne değildir?

Tabulara sığınan, tabularla yaşayan bir toplumda tabu olan konular ne yazılır ne de konuşulur. Tabu, tartışılmadan benimsenen, açılması dokunulması istenmeyen, adeta insanı esir alan köleleştiren değerlerdir. Yanlış olan bir düşüncenin peşin kabulünü istiyorsanız o düşünceyi tabu hanesine havale ederek tartışmaya kapatabilirsiniz. Tabular ya kutsaldır tartışılmaz ya tehlikeli ve yasaktır, tartışılmaz. Yaratılan tabuların amacı toplumu denetim altına almaktır.

Biz ülkemizde doksan yıldır ne Kürt, ne Ermeni, ne Dersim, ne militarizm, ne paşaları, ne de vicdani reddi yazıp konuşamadık. Kimisi tabu, kimisi de kanunlarla korunmaya alınmıştı. Konuşanlar çok acılar eziyetler çekti, dayanılması zor bedeller ödedi. Bu yazıda fazla dağılmadan sayısız tabularımızdan sadece vicdani ret konusuna değineceğim.

Halen ülkemizde yürürlükte olan TCK-Madde 318 şöyle der.

1- Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
2- Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır.

Bu kanun maddesi ile bırakın vicdani retçi olmayı, konu üzerine yazı yazmak bile suç oluşturuyor. Hiç önemli değil insan hakları çiğneniyormuş, verilen kararlar AİHM’den geri dönüyormuş, siyasi yargı yüzünden Avrupa’da en fazla para cezası ödeyen ülkeymişiz. Kime ne, bu yanlış kararların faturası yargının cebinden çıkmıyor halkın vergileri ile ödeniyor.

Peki, nedir bu ‘vicdani ret’? Nasıl ortaya çıkmış, sınırlarımıza kadar gelip başımıza bela olmuş (!)

Vicdani reddin tarihçesi çok gerilere gitse de bu konuyu militarizme karşı tutumu ve söylediği sözlerle dile getiren ve Avrupa’da büyük yankı uyandıran kişi, 1921 yılı Fizik Nobel ödülü sahibi Albert Einstein. Birinci Dünya savaşının yıkımı ve ölümleri yaşayan Einstein, ikinci Dünya savaşı kokularını aldığında, en azından bu savaşa mani olmak ister. Milletler cemiyeti bünyesinde Paris’te bulunan Uluslararası Entelektüel İşbirliği Enstitüsü’nün isteği doğrultusunda, istediği konuyu istediği kişiyle tartışmaya açar. Konu; ‘’Niçin Savaş?’’, yazışarak tartışdığı kişi psikolog Sigmund Freud olur.

Her iki düşünür arasında uzun yazışmalar olur ve bu yazılar yine adı geçen Enstitü tarafından 1933 yılında yayınlanır. Bu yazışmada benim de dikkatimi çeken kısa örnekler vereceğim.

Özünde Einstein bilim dünyasının gerçekleştirdiği teknolojik gelişmelerin ciddi şekilde insan neslini tehdit ettiğini görür. Zamanın politikacılarından tamamıyla umudu keser. Kendisi bir Fizikçi olarak mevcut teknoloji ile çıkacak yeni bir savaşta neler olabileceğini tahmin eder ama ‘’benim düşünme metodum, insanın duygu ve arzularının karanlık dehlizlerine inmek ve anlamak şeklinde olmamıştır’’ der. Bir yerde Einstein savaşmak, adam öldürmek için can atan insan sürülerini görünce korkar, çaresizliğini bir psikolog olan Freud’a açarak ondan yardım ister, insanları anlamak onların bu cani duygularına engel olmak isterken ilginç sorular sorar.

‘’Değerli Dostum, Muhtemelen bir savaş durumunda, ıstırap ve yoksulluk dışında bir şey elde etmesi mümkün olmayan çoğunluk iradesi, nasıl oluyor da böylesi küçük bir topluluğun hırslarına ve emellerine hizmet eder hale gelebiliyor?’’

Diğer bir soru şöyle: ‘’İnsanın gelişimini nefret ve yok etme saplantısına karşı dayanıklı ve donanımlı hale getirecek bir yol mevcut mudur? Burada kastettiğim, kesinlikle eğitimsiz insanları eğitmek fikri değildir. Tecrübelerim bana gösterdi ki sözde aydın kesim yıkıcı kitlesel telkinler karşısında en kolay av durumundadır.’’

Görüldüğü gibi Einstein daha seksen yıl önce ‘’Niçin Savaş?’’ başlığı altına savaş karşıtlığı mücadelesini yapar ama ikinci dünya savaşına mani olamaz. Üzüntüsü ve savaş meraklılarına olan öfkesi ona aşağıdaki sözleri söyletir.

‘’Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. Kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum. Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi. Benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir’’

Vicdani ret konusu AB’de ilk defa ciddi olarak, Yunanistan’da yaşanan olaylarla gündeme gelmiştir. Bilindiği gibi Yunanistan 1981 yılında AB’nin en hızlı kabul edilen üyesi oldu. 25 Ağustos 1995 tarihinde 27 yaşındaki Nikos Karanikas, “Ben savaşmak ve adam öldürmek istemiyorum” diyerek vicdani ret hakkını kullanınca tutuklandı. 5 Kasım 1995 tarihinde çıkarıldığı mahkemede dört yıl hapse mahkum oldu. Bunun üzerine Avrupa parlementosu Yunanistan’ı sert bir dille uyararak daha önce söz verdikleri vicdani retcilerin sivil hizmetlerde çalışmasıyla ilgili kanun değişikliğini yapmasını acilen ister. Zamanın savunma bakanı Gerassimos Arsenis sorunun kanun değişikliği ile değil anayasa değişikliği ile mümkün olacağını bunun da en az iki yıl alacağını söyler. Neticede AB baskısı ile tutuklu Nikos Karanikas bir yıl sonra serbest bırakılır ve Yunanistan 5 Haziran 1997 yılında kanun değişikliğine giderek Vicdani reti kabul eder.

Yunanistan’da olan gelişmeleri ölçü alan AB, işi sıkı tutar, diğer üye olacak ülkelerde aynı sorunlar yaşanmaması için vicdani ret konusunu ilgilendiren 5. maddeyi açık bir şekilde yorumlar ve diğer ülkelere dayatır. Buna göre, a) Vicdani ret insan hakları kriterleri içerisine girer b) Sadece uluslararası bir hak değil, aynı zamanda vicdan özgürlüğü için temel bir haktır. c) AB’ye girmek istiyen bütün devletler uymak zorundadır.

Gelelim Türkiye’deki vicdan yoklamamıza. 47 üyeli Avrupa konseyinin vicdanı reddi kabullenmeyen iki ülkesinden biri, 28 NATO ülkesinden vicdani ret hakkını tanımayan tek ülkeyiz.

Peki bu vicdani ret nedir?

Vicdani ret askerden kaçmak değil, adam öldürmeyi reddetmek, öldürme sanatını öğrenmek yerine o zamanı insanlığa daha faydalı işlerde kullanmayı istemektir. Vicdani ret; yemek yemek, susamak, uyumak, özgür olmak düşünmek gibi bir haktır. Vicdani ret; “her Türk asker değil, her Türk çıplak ve sivil doğar” diyebilmektir. Vicdani ret; bir subayın da mesleğinden memnun kalmadığında hapis yatmadan, bedel ödemeden diğer memurlar gibi işinden ayrılabilmesini istemektir. Vicdani ret; sadece iki darbede binlerce insanımız öldürülüp, yerinden yurdundan olurken, “ben bunlara katılmayacağım” demektir. Vicdani ret; inançları dolayısıyla öldürmeyi kabul etmeyen dinlere saygı duymaktır. Vicdani ret; para ödeyerek postal bile giymeden askerden kaçmak yerine başka görevlere talip olma dürüstlüğünü göstermektir. Vicdani ret; kişilerin ölerek öldürerek değil insanları yaşatarak saygınlık kazanabileceğini ispat etmektir. Vicdani ret; savaşa gittiğinizde bile ülkeniz için değil kapitalist efendileriniz için dövüşdüğünüzü söyleme cesaretidir. Neticede vicdani ret; insan olmak insan olarak kalmak, başka dilde-dinde-renkte insanları da sevmek, tüm dünyayı vatan olarak görmektir.

TSK İç Hizmet Kanunu Madde-2 askerliği şöyle tarif eder, “Türk vatanını, istiklali ve cumhuriyetini korumak için harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyeti”… Şimdi ‘bedelli askerliğe evet, vicdani redde hayır’ diyenlerin ellerini vicdanlarına koyarak şu soruyu yanıtlamalarını rica ediyorum. Madem askerliğin tarifi yukardaki gibi ‘harp sanatını öğrenmek’ ise, parası olan postal bile giymeden bu hizmetleri satın alanlar harp sanatını öğrenmiş mi oluyor?

Başbakan, bakan, bürokrat, burjuva ve paşa çocukları bizim ülkemizde askerlik yaparak ‘harp sanatını’ mı öğreniyorlar, yoksa vatanın en güzide yerlerinde tatil mi yapıyorlar?

Demek ki, ‘’askerliğin gerçek yönü’’, egemenler ve parası olanlar bu hizmeti satın alarak görevlerini yerine getiriyorlar; yoksul ve emekçi çocuklarına ise harp sanatını öğrenip cephede savaşmak, ölmek öldürmek kalıyor. Politikacıya ise ‘’Vicdani redde’’ hayır ama AB’ye girmek istiyoruz” deme ikiyüzlülüğü düşüyor.

İyi ahlak için mutlaka yasalar gerekiyor, iyi bir yasa da iyi bir ahlak olmadan yapılamıyor.


N O T L A R
[1] Niçin Savaş (Albert Einstein-Sigmund Freud)
[2] SPD Avrupa Parlemento Milletvekili Dr. Christof Tannert söyleşisi

Bu yazı 2012 tarihli Turnusol.biz ve savaşkarşıtları siteetesinde yayınlanmıştır
anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: