Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Sen ikiyüzlülüğün resmini yapabilir misin Abidin!

Sen ikiyüzlülüğün resmini yapabilir misin Abidin!

Bu yazı ahlakta, insanlıkta, yazarlıkta, politikada ikiyüzlülüğü sanat edinenlere ithaf olunur.

Bir taraftan “Dersim’de yaşananlar katliam” diyerek özür beyan edeceksin, diğer taraftan bir baskı rejimi kurarak aynı halkı zindanlara dolduracaksın. Özür sizi günahlarınızdan arındırmaz. Günahlarından arınmak isteyen, önce suçunu itiraf edip, tövbe ettiğini söyleyip sonra da affını istiyor. Peki, 1937-2011 arasında değişen ne? Özür dileyen de tehdit eden de aynı ağız. Suçu itiraf ediyorsunuz ama aynı suçu tekrar işlememek için tövbe etmiyorsunuz.

Bana Nazım Hikmet‘in o meşhur Saman Sarısı şiirindeki mısraları anımsattı bu durum. Çok çile çeken, özgürlük ve mutluluğa hasret giden ama gelecek güneşli günler umudunu hiç yitirmeyen Nazım, ‘’Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin’’ der. Aynı dönemde aynı çilelerden nasibini alan 1913 yılında İstanbul’da doğup 1993 de Paris’te ölen ama sanatı dünyaca tanınan meşhur Abidin Dino’nun yanıtı Nazım’a resim yerine bir şiirle olur. ‘’Gidebilseydik meserret kahvesine, İlk karşılaştığımız yere Ve bir acı kahvemi içseydin. Anlatsaydık O günlerden, geçmişten, gelecekten, Ne günler biterdi, Ne geceler… Dinerdi tüm acılar seninle Bir düş olurdu ayrılığımız, Anılarda kalan. Ve dolaşsaydık Türkiye’yi Bir baştan bir başa. Yattığımız yerler müze olmuş, Sürgün şehirler cennet. İşte o zaman Nazım, Yapardım mutluluğun resmini Buna da ne tual yeterdi; Ne boya… ”

Yukarıda anlatılan söyleşi bu ülke toprakları dışında yaşanmış. O dönem Nazım’ı ülkesinden kaçıranlarla bugün onun kemiklerini çok sevdiği vatan topraklarına getirmek isteyenler arasında hiç bir mantık farkı yoktur. Bizler bu şiirleri, öyküleri okuyarak büyüyen çocuklarız. Bugün ülkemizde güneşli ve güzel günler yerine ikiyüzlü politikacıların kara bulutları dolaşıyor.

O günden bu güne halkın kaderinde ne değişti ona bakalım. Dersim bir katliamdı hem de planlı bir katliam. Bunu anlamak için ne arşivleri açmak, ne onlarca kitap okumak ne de Başbakan’ın samimi olmayan söylemlerinden medet ummak gerek. Dersim’i anlamak için insan olmak yeterli. Dersim’in bir katliam olduğunu insan olanlar 1937 yılından beri söylüyorlar. Dersim’i yaşayan canlı şahitler var.

Dersim’in bir katliam olduğunu anlatan zamanın devlet yetkililerinin söylemleri var.

a) Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in 1926’da hazırladığı raporda şunlar söyleniyor; “Dersim, Hükümet-i Cumhuriyet için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kat-i bir ameliye yapmak gerekir.”

b) Mahmut Esat Bozkurt, Adalet Bakanı sıfatıyla 1930’da TBMM’de yaptığı bir konuşmada, ‘Türk milliyetçiliği’ üzerine söyledikleri ile faşizmin milliyetçilik anlayışını ortaya koymaktadır; “Türk, bu memleketin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır; Hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost ve düşman dağlar bu hakikati böyle bilsinler. (Milliyet, 19 Eylül 1930)

c) Zamanın Başbakanı İsmet İnönü, Seyit Rıza ve beraberindekilerin idamı üzerine verdiği demeçte, “Dersim meselesini ortadan kaldırdık…Dersim müşkülesinden kurtulduk“ derken, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi gazetesinde şöyle başlık atıyor. “Tarihe Gömülen Dersim’’

d) Ağrı isyanının nihai olarak bastırılabildiği 1930’da 15 bin kişinin katledilip Zilan Deresi’nin cesetlerle doldurulduğu günlerde İsmet İnönü şunları söylüyordu: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.” (Milliyet, 31 Ağustos 1930)

e) 1932-1948 arasında içişleri bakanlığında çalışan, 1965-1978 arasında da çeşitli yıllarda dışişleri bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil, anılarında, “bölgeyi kalkındırma” sorununda rejimin tepelerinde nasıl bir anlayışın hâkim olduğunu açık eder: “O bölgeye [Dersim] ayıracak zaten fazla para yoktu. Yani ülkenin olanakları bu kadardı ancak, özellikle de fazla yatırımdan kaçınılırdı. ‘Bunları uyandırmamalıyız, yol yaparak, okul yaparak milliyet hissi uyandırılmamalı’ yaklaşımı egemendi. Fevzi Çakmak, ‘ne okulu bunların cahiliyle baş edemiyoruz, okumuşu ile nasıl baş edeceğiz’ demişti.

f) 1 Kasım 1936’da, Mustafa Kemal TBMM Açılış Konuşmasında bizzat şunları söylemiştir: “Dâhili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dâhilde bulunan işbu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş salâhiyetler verilmelidir.”

g) Celal Bayar’ın tanıklığı; “Atatürk: ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk…” (Tercüman, 17 Eylül 1986)

h) Dersim harekâtlarında 2 ay görev almış olan 12 Mart darbecilerinden Muhsin Batur anılarında “Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum…” demiştir.

Yukarda yazılanlar devletin görüşleri idi. Burada yazmakla bitiremeyeceğiz. Dersim’i canlı olarak yaşamış hayatta olan ve olmayan sayısız insanın kitabı, söylemi, katliam fotoğrafları, en acısı da halen açılmayan arşivler var. Çünkü egemenlerimiz tarihi kendi çıkarlarına uygun biçimde yazmış ve okullarda bizlere yutturmuştur. Korkuları, arşivler açılır ve gerçek öğrenilirse ‘’eyvah biz kimlerin torunlarıymışız” sesleri kulaklarını ağrıtacaktır.

Şimdi duyarlı okuyucuya bir sorum olacak; biz Dersim’de katledilenlerin sayısını, cinsiyeti, yaşı, adı, öldürüldüğü yer, kayıplar, sürgün edilenler, başka ailelere hizmetçi veya evlatlık olarak verilen çocuklar, idam edilenler, yakılan/yıkılan köyler, evler, canlı cansız derelere doldurulup üstleri kapatılan cesetler, el konan ya da imha edilen hayvanlar bütün bu kayıpların sayısını biliyor muyuz? Çoluk çocuk kadın, yaşlı, ayrımı yapmadan öldürmek, hedef gözetmeksizin ağır silah kullanmak, mağaralara sığınanları bile zehirlemek, tarifi zor acılarla dolu böyle bir kan banyosuna, insanlık ayıbına biz katliam demeyelim de ne diyelim?

Sorumun yanıtı, ‘’vatan millet Sakarya’’ edebiyatı yapan cengâverlerden fısıltılar halinde kulağıma geliyor. ‘’Ama Dersimleler isyan ettiler ayaklandılar’’ Peki bu ayaklanmalar size göre dışarıda (Suriye-Mısır-Filistin-Tunus-Bosna-Kosova) olunca haklı oluyor da, içeride olunca neden katli vacip? Çünkü kin ve nefret üzerinden nemalanan düşünceler ayakta kalabilmek için düşmana ihtiyaç duyar.

İkinci sorum, mutlaka iktidar partisi AKP’ye olacak; seçimlerden galip çıkıp devletin üst yapı kurumlarında gerekli değişikliği yapıp kayıtsız şartsız egemenliğinizi ilan ettiniz. İşe açılım, ileri demokrasi aldatmacaları ile başlayıp komplo ve entrika teorileriyle her yeri herkesi dinleyerek insanlara olmadık suçlar atfederek bir korku imparatorluğu kurup zindanları doldurdunuz. Muhalif olan sizden farklı düşünen, halkın en demokratik haklarını copla, biber gazıyla, silahla dağı taşı bombalayarak tasfiye ettiniz. Halkın açlığına, yoksulluğuna, işsizliğine çare olamazken kendinizi ve etrafınızı zengin edip, asrın soygunu Deniz Feneri hırsızlığına seyirci kaldınız. Yasama, yürütme ve yargı gücünü elinize alarak ülkeyi padişah gibi yönetmeye başladınız.

İçinizden bilen biri varsa açıklasın, sizi AKP olarak 12 Eylül cuntasından, Dersim katliamını yapanlardan ayıran fark nedir?

Bu yazı 2012 tarihli Turnusol.biz siteetesinde yayınlanmıştır
anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: