Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Türbana dolanan Özgürlük

Türbana dolanan Özgürlük

Büyük işleri başaramayanlar küçük işlerle uğraşırmış. Ülkenin aş, iş, yoksulluk gibi ana sorunlarını dururken teferruatlar gündeme oturuyor. Anımsayacağınız gibi o meşhur Kardak adası krizinde Türk ve Yunan savaş gemileri üç beş hayvanın otladığı küçücük adanın etrafında turlar atmaya başladığında Yunanlı gazeteci savaş gemilerinin milyonlarca dolar olan günlük maliyetlerini hesaplamıştı. Netice de yazık bu ada bu kadar masrafa değmez, ortaklaşa adayı bombalayarak yok edelim sorun çözülür demişti. Şimdi ben de desem ki bu bez parçasına bu kadar zaman çok, hepimiz bir ucundan çekip parçalayalım sorun çözülür mü? Çözülmez arkadaşlar, iktidarı ve muhalefeti ile yeni bir bez parçası alıp tekrar karşımıza gelirler. Çünkü bizdeki iktidar ve muhalefetin dinsel gericiliğin yardımına fazlasıyla gereksinimi vardır. Çünkü İslam’ın sömürüyle, ezen ezilen, sınıf ayrılıkları, özel mülkiyet ile bir sorunu yok. İslam zengin ile yoksul arasındaki uçurumu zekât yoluyla çözmeyi öneriyor. Ana sorun böyle çözülünce politikacıya da türban ile uğraşmak kalıyor.

Ben bu konuyu değişik boyutlarda ele almadan, yanlış anlaşılmaları bertaraf etmek için önce kişisel görüşümü belirteceğim. İnsanların giyim kuşamlarına, dini inanışları ve bu doğrultuda ibadetlerine, herhangi bir yasaklama, baskı ve ayrımcılık getirilmesine kesinlikle karşıyım. Bir başkasının yaşam hakkı çiğnenmeden, herkes ibadetlerini dilediği gibi yerine getirmelidir. Aynı şekilde hiç kimse bir dine inanmaya zorlanmamalı, devlet kişilerin dini inanışları ya da inançsızlıkları karşısında tarafsız olmalıdır. Şimdi gündemde olan türban, üniversiteli kız öğrencilerin haykırdığı gibi gerçekten onlar için bir özgürlük mü getirecek, AKP’nin masumane pozlarda türbanı öne sürerek asıl yapmak istediği nedir onlara bakalım.

İnsanlık günümüze gelene kadar değişik evrelerden geçmiş. M.Ö yaşanmış olan köleci toplum tarihin kaydettiği en kaba acımasız bir sömürü şekliydi. Köle bir eşya, toprak, el aleti gibi efendinin mülkiyetindeydi. Köle bir hayvandan konuşma yeteneği sayesinde ayrılır hatta konuşan alet olarak bilinirdi. Alınır, satılır, emre sadık kalmazsa öldürülür ama kimseye hesap verilmezdi. İşte böyle bir toplumun bağrından feodalizm doğdu ve köle serf oldu. Feodal ağa serfi köle gibi öldüremez ama satabilirdi. Aradan geçen binlerce yıl sonra tekelci kapitalizmin hüküm sürdüğü günümüz Müslüman Türkiye’sinde kadın dini kurallar adına nesnelleştiriliyor. Kadın istismara ve tüketime açılıyor, kullanılıp kenara atılan bir canlı ama kendi hakkında fikir yürütme yetkisi olmayan öznesini kaybetmiş bir nesne. Çünkü daha doğduğunda dünyaya Müslüman bir ülkede kız çocuğu olarak gelmişse dini kurallar gereği kapanması emrediliyor. Yani kadının kendi hakkında düşünme ve karar verme yetkisi yok, sadece verilmiş kararı uygulaması isteniyor. Burada bir özgürlük söz konusu değil, düpedüz bir dayatma var. 7 yaşındaki çocuğa dini kurallar öğretme adına cennet vaadi, cehennem korkusu, örtünme zorunluluğunu anlatmak eğitim değil zihin yıkamaktır. Çünkü çocuk yaş ve psikolojik olarak bu anlatılanları kavramaya hazır değildir. Netice de Bertol Brecht’in o meşhur sözü aklıma geliyor. “Önemli olan, kişinin neye inandığı değil, inandıklarının ona ne yaptığıdır.’’ Neticeyi günümüz Türkiye’sinde görüyoruz, üniversiteli kızlarımız bilim için değil türban için savaşıyorlar. Buyurun başınızı kapatın bu beni rahatsız etmez, ama buna özgürlük derseniz orada bir sorun var derim. İşte bu sorunun kaynağı siz çocukların beyinlerine bilim yerine hurafeleri üflerseniz, o çocuk üniversitede eğitim yerine türban arar. Ağaç yaşken eğilir, kuruyunca eğmeye kalkarsanız kırılır. Neticede beyinleri hiç bir bilimsel temeli olmayan söylemlerle dolan çocuk üniversiteye geldiğinde bilimsellikten uzaklaşır. Bu hurafe bilgileri yok etmek öyle bilimle, üç beş aydının bir kaç kitap bir kaç köşe yazısı yazmasıyla olanaklı değildir. Çünkü gerici önyargıların binlerce yıllık bir mazisi var. Türban öyle söylendiği gibi saf temiz bir tercih değildir. Aksine kadına daha küçük yaştan itibaren “tercih” adı altında dayatılan bir zorunluluktur.

Peki, binlerce yıl aradan sonra değişen ne olmuş? Tekrar başa dönüyoruz, üfürükçülüğün bu talan düzeninin sürmesi ulemanın, mollaların gündeme gelebilmesi için bilimin katledilmesi, yetişen gençliğin zihni dini kurallarla kısırlaştırılması gerekiyor. Bu da Türkiye’de Milli ellerle gerçekleştiriliyor. Siz öğrenciler, bu gibi sosyal olgulara sizi ezenlerin sömürenlerin, mollaların gözüyle bakarsanız ideolojik köleliği aşamazsınız. Siz kız öğrenciler, kadının kaderi hadi 1400 yıl önce öyle çözülmüş diyelim. Siz hala, 1400 yıl önce o günün toplumsal ve ekonomik anlayışları uyarınca yazılmış kuralları, 21. Yüzyıl Türkiye’sinin gereksinimlerini karşılayıp karşılayamayacağını düşünmeden buna birde özgürlük diyorsanız, bu özgürlük değil esarettir. Doğruluk kavramı Alman şair Lessing’in işaret ettiği gibi darphanede hazır basılan ve her koşulda kullanılabilen damgalı madeni paraya benzemez. Belli bir an ve koşullar altında doğru olan, bir başka an ve farklı koşullarda yanlışa dönüşebilir.

Erkek egemen toplumda türbanın esaretin değil özgürlüğün simgesi olduğunu kanıtlamaya çalışan, kadının inançlarının bir gereği olarak örtünmesi gerekliliğini, örtüsüz kadının her türlü saldırıya açık kalacağını savunan ortaçağ kafalarına da tek bir sorum olur. Sapık duygularına hâkim olamayıp saldıran erkek için bir söyleminiz yok mu? Yalan, talan, rüşvet, hırsızlık mubah, ama namus her zaman olduğu gibi saçın telleri arasına sıkışıyor.

Gelelim AKP’nin türbana çözüm adı altında yaptıklarına. AKP ağaçları yaşken eğmek istiyor, eğemezse sonunda yağma düzeni için problem olacağını biliyor. İktidara geldiklerinde zihinleri içerisinde oluşturdukları hedeflere adım adım yaklaşıyorlar. Görünüm ve söylemleri ile bir değişimin habercisi oldular. Cumhurbaşkanı, Başbakan, çok sayıda bakan ve milletvekili eşleri başlarını bağlayarak gerek yurt içi, gerekse yurtdışında başı açık kadınları türbana özendirdiler ve bu konuda başarılı da oldular. Gerek meclis kürsülerinde gerek televizyon ve yurtiçi gezi konuşmalarında bir molla dili yaygınlaştırıldı. Yerli yersiz, her cümleye sokuşturulan hayırlar, sebebi bilinen bilimin açıkladığı konuları bile ulemaya, Allaha havale edilerek toplum bilimden uzaklaştırılıyor. Bu konuda da başarılı oldular, radyo TV kanallarında dizileri izlemek, sunucuları dinlemek yeterli. AKP, kendi bürokrasisi, kendi zengini, kendi eğitimi ve kendi yargısını da oluşturduktan sonra Türkiye‘de dini ilk kez ideoloji haline getiren bir siyasi hareket olarak tarihe geçti. AKP diliyle, görünümüyle, yaşam tarzıyla örgüt modeliyle bütün kültürünü dine indirgedi. Bundan sonra AKP’nin ilk hedefi yetişen nesli daha ilkokullarda dini ağırlıklı bir eğitimden geçirerek kendi kafasına uygun muhafazakâr ve dindar nesil yetiştirmektir. Eğitim hızla dindarlaşacak araştıran, sorgulayan, şüphelenen bilimsel eğitim erozyona uğratılacaktır.

AKP’nin üniversitelerde türban serbestliği konusundaki tutumu sadece ve sadece kadın hakları savunuyormuş gibi görünme tuhaflığıdır. Aslında öğrencilere türban hakkı ile kadınların geleceğini karartmak için bir yasal statü elde etmek istiyor. İlerde kamusal alan ve ortaöğretimi gündeme getirebilmek için önce üniversiteler halledilmeli. AKP’nin türban konusundaki adımları bir taktik mevzii savaşıdır. Değilse AKP’nin burada kadın hakları konusunda düşüncelerini uzun uzun anlatmamıza gerek yok İslam kadına nasıl bakıyorsa AKP’de öyle bakıyor. Aslında AKP hiçbir zaman kadını sokakta, iş yerinde, kamusal alanda yani vitrinde görmek istemiyor. Üç çocuk yap diyen zihniyet kadının sadece başını değil ayağını da eve bağlamak istiyor. Kadın üç çocuk doğurunca nasıl okuyacak, nasıl çalışacak, nasıl özgür olacak. Bütün bunlara rağmen biz Türkiye olarak dönen değişen, ilerleyen dünyanın dışında kalamayız. AKP’nin duymadığı dinlemediği izlemediği ve okumadığı bir gerçek var. Siz dini bu derece siyasallaştırır, kadınları içerde dışarda sosyal yaşamdan uzaklaştırarak cahil kalmasına çaba sarf ederseniz, dünyanın da gündemine gelir yurtdışında yaşayan halkınıza ve bütün Müslümanlara da zarar verirsiniz.

Avrupa’da bir gün yoktur ki İslam, minareler, Müslüman kadınlar tartışılmasın. Bütün Avrupa koro halinde Müslümanları aynı sepete koyarak tartışıyor. Yabancı düşmanlığının adı Müslüman düşmanlığına dönüştü. Son olarak başı bağlı kadınlara sosyal yardım sandıklarından ödeme yapılmaması öneriliyor. Gerekçe zaten eğitim ve kalifiye noksanı olan Müslüman kadın birde başını bağlayınca iş bulma şansı tümden ölüyor. Biz böyle birine neden işsizlik ve sosyal yardım ödeyelim deniliyor. Tartışmalar daha da ileri götürülerek Müslümanların Avrupa’ya girişi tümden yasaklansın deniliyor. İsviçre’de minare oylamasının kaderini değiştiren bütün feminist ve kadın örgütleri biz dini özgürlükten yanayız ama minareye hayır oyları ile ilamın kadına verdiği değeri protesto ettik dediler. Siz kafayı kapatmayı düşünürken, Avrupa bazı havaalanlarında X-Ray (vücudu çıplak görüntüleme) kontrol testlerine başladı ve yaygınlaşması bekleniyor. Böyle bir uygulamada biz dünyayı terk mi edeceğiz? AKP olarak siz dini bu derece siyasallaştırır, bilimsel alana dini argümanlarla girerseniz ortaçağ feodallarına döner, bilimden tokat gibi yanıtlar alır, ilamın tartışılmasını gündeme getirirsiniz. Çünkü Avrupa artık bilimsel alana, devlet yönetimine dini sokmuyor, Avrupa’da papazlar 19. yüzyılda kiliselerine çekildiler. Ne yazık ki 21. yüzyıl Türkiye’sinde bilim ve teknolojinin tüm ilerlemelerine rağmen insan uygarlığının ışıkları dini görüşlerle söndürülmeye çalışılıyor.

Bu yazı 25.10.2010 tarihli Açıkgazete sitesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

 

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: