Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » RESMİ TARİH VE MUSTAFA

RESMİ TARİH VE MUSTAFA

Günlerdir gazete sütunları, TV ekranlarında kıran kırana Can Dündar’ın yapmış olduğu belgesel film Mustafa tartışılıyor. Ben henüz filmi görmedim okuduklarım ve dinlediklerim kadarıyla az sayıda insan filme olumlu bakarken çoğunluk ciddi şekilde eleştiriyor. Hatta internet sitelerinde uçuşan yorumlara bakacak olursak, Can Dündar ağıza alınmayacak hakaretlere hedef oluyor.

Bu belgesel yapılırken, adı üstünde belgelere dayanılarak yapılıyor. 70 yıldır tarihçilerden bile saklanan devlet arşivleri, Atatürk’e ait pek çok özel belgeler Can Dündar tarafından inceleniyor. Benim burada görmediğim bir filmi anlatmam zaten yersiz olur ama devletin resmi ideolojisi ile nasıl bir toplum, nasıl bir Atatürk yaratılmış ona değineceğim.

 

Değerli okurlar öncelikle şunu belirtmeliyim. Bilimin olmazsa olmazlarından birisi şüphelenmek, diğeri ise eleştirmektir. Ülkesini seven, halkın gelişmesinden yana olan gerçek düşünür, aydın ve yazarlar toplumsal olaylara eleştirel yaklaşım gösterirler. Dünya’da sayısız buluş, keşif ve icatlar hep etraflarına alışılmışın dışında eleştirel bakabilen insanlar tarafından yapılmıştır.
Eğer siz bir şahsı eleştiremiyorsanız, onu putlaştırıyor, ona tapıyorsunuz demektir. O zaman tapınağa dokunamazsınız. Ama Atatürk’ün de bir insan olduğunun farkına varırsanız, onun da her insan gibi doğru yanlış kararları, iyi kötü zaafları olabileceğini düşünürsünüz. Hem eleştiride amaç bir şahsı kötülemek değil olumlu veya olumsuz yönlerini ortaya koymaktır. Volter misali, “Söylediklerinizin hiçbirinde sizinle aynı düşüncede değilim, ancak onları söyleme hakkınızı ölünceye değin savunacağım“. Yani filme katılmayabilir, yapımcısını da eleştirebilirsiniz bundan daha doğal bir şey olamaz. Ama yapımcıya hain, film gösteriden çekilsin, değiştirilsin veya yasaklansın hakkını kimse size veremez. Kaldı ki aşağıdaki sözler de Atatürk’e aittir. “Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.“
Ben İsa’nın eziyet ve işkenceler gördüğü filmini izledim, alay edilen karikatürlerini çıplak resimlerini defalarca gördüm. Lenin tapınaklarının yıkıldığı, ismi olan Leningrad şehrinin aşırı istek üzerine tekrar eski ismi olan San Petersburg olarak değiştirildiğini hep beraber duyduk. Napolyon’un ölümünden sonra cinsel yaşamı üzerine yüzlerce resmi araştırma yapılmış. Acaba bu tür araştırma ve eleştiriler hangisini küçültmüştür. Ünlü Rus yazarlar Dostoyevski ve Tolstoy sık sık sefil Rus halkı sözcüğünü kullanırken Aziz Nesin Türklerin yüzde 60’ı aptal demiş. Ama burada söylenen sözler kendi halklarını küçük düşürmek için değil, burada amaç, çarlık Rusya’sı halkı nasıl sefil bıraktığı, Türkiye’de resmi ideolojinin halkı nasıl düşünemez hale getirdiğine dikkat çekmektir. Yalan, kandırma, inkâr, manipülasyonlarla dolu resmi ideoloji topluma dayatılmış zorla ezberletilmiştir. Biz de önyargı Devlet tarafından insanların sırtına geçirilmiş bir deli gömleğidir. Halkımızın ağlaması, gülmesi, sevmesi kızması, neleri düşünüp neleri eleştirme sınırları devlet tarafından belirlenmiştir.

Bırakın ülkemizdeki cahilleri, aydınlarımız yüz elli yıldan beri padişahım çok yaşa sesleriyle bugüne gelmişlerdir. Halk dilinde bir söylem vardır. “Kızı kendi başına bırakırsanız ya davulcuya ya da zurnacıya gider. Yani kız davulcuya ya da zurnacıya gidecekse buna babanın karar vermesi gerekir. O zaman davulcunun adı sanatçı olur. Cumhuriyetin kuruluş yıllarının meşhur despot ve hukuk tanımaz kişiliği ile ün yapan Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, “Bu ülkeye komünizm gerekirse onu da biz getiririz“ demiştir. Yani halkın düşünmesine bir şey istemesine gerek yok. Siz isterseniz suç, devlet getirirse helaldir. Bizler tek tip insan, tek tip düşünce yaratmak isteyenlerin eğitiminden bugünlere geldik. Bugün eleştiriye, bilime tahammülsüzlük, devlet ideolojisinin Türk halkına olan mirasıdır. Yalanları icat etmek kolay ama bunlardan kurtulmak zordur.

Peki, aradan geçen 85 yıla rağmen değişen bir şey oldu mu? Yıl 2008 Kasım ayı Euro D ana haber bülteni, sunucu maç anlatır gibi savaş çığırtkanlığı yapan M.Ali Birand; “ABD başkanını seçti. Obama’nın başkan oluşuna sevindik ama bir problem var. Daha önce Obama “Ermeni soykırımı” iddialarını tanıyacağını ileri sürmüştü. “ Biz tek tip Türkiye ile yetinmiyoruz, tek tip dünya da istiyoruz. Dert ettiğiniz konuya bakın Sayın Birand. Dünya da kim bizim gibi düşünmezse zaten haindir. Bu konuda her zaman olduğu gibi önlemlerimiz var. Çeteler ne güne duruyor, devreye sokar imha ederiz.

Bir başka örnek yıl 2008 Kasım ayı; İsviçre’de düzenlenen Kültür Festivalinde Türkiye Gitmek adlı filmle tanıtılacaktı. Kültür Bakanlığı 400.000 Euro ile Festivalin ana sponsorları arasında yer almıştı. Ama yine M.Ali Birand hesabı bir problem vardı. Film’de bir Türk Kızı’nın Kuzey Iraklı Kürt bir erkeğe âşık olması imkânsız imiş. Bu sebepten ya film programdan çıkarılacak ya da bakanlık 400.000 Euro yu ödemez imiş. Para için akan suları bile durdurabilecek İsviçreli Festival komitesi bu şantaja boyun eğerek filmi programdan çıkartıyor. Yönetmenine göre filmin konusu ise; Türk ve Kürt halkları arasındaki benzerlik, kardeşlik gibi ortak paydaları ele alıp şiddet ve gerilimin ortadan kalkmasını işliyormuş. İşte size 2008 Türkiye’sinde Türk’ün Kürt’ü sevmesine tahammül edemeyen devlet anlayışı.

Bütün bunlardan sonra, tarihe, bilime, devlet ’in resmi ideolojisine bakışımız değişmeden eleştiriye bakışımız değişmez. Atatürk’ü tapınak haline getirenlerin, Atatürk üzerinden bireysel çıkarları vardır. Bu ülkede darbe yapanlar, yurtdışındaki imamların maaşını Suudi Rabıta örgütüne ödetenler Atatürk’e sarılıyor. Amerikancılar, IMF’ciler, Natocular, adam boğazlayan bağnaz milliyetçiler, ülke ekonomisini emperyalizmin insafına terk edenler Atatürk’e sarılıyor. Farklı düşünenlere hain diyenler, devlet olanaklarıyla dinci gericiliği besleyip, irticayı hortlatanlar Atatürk’e sarılıyor. Kürt varlığını inkâr edenler, Susurluk, Şemdinli, Ergenekon’u yaratanlar Atatürk’e sarılıyor. Böylece Atatürk devlet eliyle, kanunlarla koruma altına alınıp tanrılaştırılıyor. Bunu yapanlarda yaptıkları sömürüyü, yarattıkları yoksulluğu, katlettikleri insanları, yedikleri rüşveti gizlemek için Atatürkçülük şemsiyesi altına sığınıyorlar.

Bizim halk olarak bu sömürü düzenini kanıksamamız, onları eleştirmememiz, eleştirenlere karşı olmamız bu düzenin daha yıllarca rahat yaşamasını kolaylaştırıyor.

Bu yazı 16.11.2008 tarihli Açıkgazete sitesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

 

 

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: