Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Datça’da ev nasıl yaptırılır ?

Datça’da ev nasıl yaptırılır ?

Datça’da ev nasıl yaptırılır I ?

”Unutmayalım ki, “ Bir şehri şehir yapan insandır, surlar veya gemiler değil.” Thukydidas”

Pardon soruyu yanlış sordum. Datça’da işkenceye nasıl uğranır. Madem soruyu sordum yanıtını da vereyim. Ev yaptırmayı deneyin derim.

Zürih nere Datça nere demeyin, dünya küçük derler ya işte öyle bir şey. Yıllar önce yelkenli teknemizle Adriyatik, ege, Akdeniz derken Datça’ya demir attığımızda İsviçreli dostlarımdan ilk duyduğum söz, Musti ev yaptıracaksan işte burada yaptır sözleri idi. Çok yerler de demirledik, arkadaşlar neden ısrarla Datça demişlerdi? O gün bu gün internet sayfalarında Datça hakkında çok yazı okumuş ve kendimi yavaş yavaş bu sahil kasabasına ısındırmaya başlamıştım. 3 yıl öncede eşimle tatil için gelmiş ve bir ev aramaya başlamıştık. Ne yazık ki uzun aramalar neticesi kafamıza göre bir ev bulamayınca bir arsa alıp tekrar İsviçre’ye dönmüştük.

Yurt dışında olup Türkiye’de ev yaptırmanın ne kadar zor olduğunu biliyordum. Burada ki Türk dernekleri ile sıkı ilişkilerim vardı. Harıl harıl Türkiye’mizi ve insanlarımızı tanıtmak için gönüllü elçilik yapıyorduk. Her yaz tatili sonrası arkadaşlarla toplanır tatil anılarımızı anlatırdık. Çoğunluk nasıl kazıklandıklarını, soyulduklarını, tatil evlerine hırsızların girdiğini, dolandırıldıklarını anlatırdı. Biz burada Avrupalı için yabancı Türkiye’deki dostlarımız içinde hem Almancı hem de yolunacak kaz idik. Ben bu anlatımlara hep güler, bir taraftan da kendimi akıllı zannederek bu hallere düşmeyeceğimi sanırdım.

Tavsiye üzerine mimarımı buldum ve ev yaptırmaya koyuldum. Yazışmalar, mailler, telefon derken hafriyat bitip evin kabasına başlamıştık. İş yapılıyor mimarım kontrol ediyor ben anında internet üzerinden alacaklılara paralarını yatırıyordum. Bu arada olumsuzluklar oldu, kabayı yapan usta kaçtı, duvarları yapacak kişi taş getireceğim diyerek 2.000 YTL yi aldı gitti ne taşı ne de parayı getirdi. Bu olumsuzluklara kalbi fazla dayanamayan mimarım işin devamını başka bir mühendis arkadaşına devretti. İnce işler vs. ufak tefek eksikler yanında hepsinin bittiğini söylediler ve bende bütün çalışanlara kuruşlarına kadar ödemeyi yaptım. Heyecanla 6 hafta tatil alarak Ağustos ortası Datça’ya geldim.

Gelmesine geldim ama bir de ne görsem iyi. Ecevit’in sözleri aklıma geldi. İsmet İnönü’yü devirip de Karaoğlan rüzgârları estirdiği yıllarda Demirel’e karşı seçimi kazanıp MSP ile koalisyon kurduğunda bütçe konuşmasında enkaz devraldığını söylemişti. Ben onu bile söyleyemiyorum, enkazı devir bile alamadım, enkazın altında kaldım.

Evin içerisinde faresinden tutun da ayakkabı, pantolon, ve değişik giysilere kadar bir traktör dolusu pislik. Bütün kapılar, pencereler, menteşeler yamuk, yanlış takılmış, panjurlar çalışmaz. Evin içerisinde beton karılmış, bir yıllık beton pisliği. Mermerler kırılmış, çelik kapı eğri takılmış. Boyacı bir ev boyamış ki, sanki duvar yerine kalebodurları boyamış, 700 kadar kalebodur varsa hepsinin üzerinde boya lekesi var. Duvarcı duvar yerine demirleri harç lekeleri ile doldurmuş. Marangoz sıvası olmayan, inşaat pisliği temizlenmeyen yerlere dolapları yerleştirmiş, kimisini kesmiş, kimisini kırmış. Ben hangi birini yazayım. Deveye sormuşlar boynun niye eğri, oda demiş ki nerem doğru.

Tabii gelin de siz paralarını alan ve kendilerine usta lakabı takan bu kişileri eksikleri için tekrar işin başına getirin. İşte işkencenin en büyüğü burada başlıyor. İnsanların bu kadar kişilik erozyonuna uğrayarak, yozlaşacağı, sadece yalandan beslenerek ahlaki bütün değerleri ayaklar altına alabildiklerini görmek ve yaşamak bizi fazlasıyla üzdü. Yıllar önce Köyceğiz’de tatil yaparken, yemek servisinde garson çatal ve bıçakları ters yerlere koymuştu. Ben de gırgır olsun diye ama bunların yeri ters demiştim. Garsonda bana, ağabey ben yazları garsonluk yaparım, Eylül’den sonra inşaatlarda çalışır, kışın da kasaplık yaparım demişti. Aynen öyle Datça’da herkes her şeyi yapıyor ama hiç kimse hiçbir şeyi doğru yapmıyor. Çoğunluğu yaptıkları işin gerektirdiği bilinç ve beceriye sahip değiller. Okullu değiller. Bütün çalışanları bir araya getirip sordum, hiç kimse hiç bir şekilde suç kabul etmedi. Tek suçlu ben, ev yaptırdığım için. Ünlü hukukçumuzun sözleri aklıma geldi. Türk insanı hep haklıdır diyor. Hep haklı olunca da hukuka gerek kalmıyor.

Neticede ben ve eşim 6 haftada (42 gün) her gün sabah saat 8 akşam saat 8 mesai yaparak evimizi oturacak hale getirdik. Evet getirdik ama, biz ruhen, bedenen ve sinirsel bir darbe aldık. Bu darbenin sivil yönü idi. Gelecek yazım bürokrasi olacak.

anlamak.org
Kaynak: Yarımadanın Sesi

 

Datça’da ev nasıl yaptırılır II ?

”Bürokrasinin olduğu yerde her türlü canlı yaşam son bulur. Rosa Lüksemburg”

Bir önceki yazımda ev yaptırmanın sivil boyutlarını anlatmıştım. Bir de madalyonun diğer yönü vardı. Ev yaptırdım, oh her şey bitti oturayım diyemiyorsunuz. Yaptıklarınız kanunlara uygun mu? Bunu da iskân belgesi alarak ispatlamanız gerekiyor.

Her şeyi düşünürdüm de bir iskân belgesi almanın 15 gün zamanımı alacağını düşünemezdim. Bu vesile ile 30 yıl öncesine gittim, devlet memurluğu yaptığım yıllar aklıma geldi. O zaman Bilgisayar da yoktu. Antalya Merkez Bankasında görevli bayanla tartışmam gözlerimin önünden bir filim şeridi gibi geçti. Para çekmek istemiştim. Bütün işlemler tamamlandı, son olarak görevli bayan benden bir telefon numarası istedi. Böyle bir numaramın olmadığını Antalya’da turist olarak bulunduğumu ve iki saat sonra uçağımın kalkacağını söyledim. Görevli, telefon numarası yoksa parada yok diyerek lafı kestirdi. Pratik zekamı hemen çalıştırıp kafamdan bir numara attım ve parayı aldım. Para elimde ya, görevliye dönerek, neden beni yalan söylemeye zorluyorsunuz dedim. Yalan söylediğinizi bende biliyorum diyen görevli beni birde azarlayarak, benimle bu konuyu tartışma dedi. Ben sizinle tartışmıyorum dedim, sadece bu mantıksızlığı bütün gün boyunca üç, beş imza atıp esnemekle, gözlerini ovuşturarak geçiren ikinci ve arka sıralarda oturan şeflerinize, müdürlerinize götürmenizi, bir kolaylık, çabukluk üretmelerini istiyorum dedim.

Evet ben bunları düşündüm ama o gün bu gün köprünün altından çok sular aktı, hantal bürokrasinin Datça’da otuz yıl sonra hayli yol almış olması gerektiğini düşündüm. Acaba öylemi idi, buyurun Devlet’in kurumlarını beraber dolaşalım. İskan belgesi için, sigortadan ilişkiniz kesilmesi, Belediye’ye su vergi borçlarınızın kapatılması, akıllı su saati alma şartı, yeni su saatine su yükleme ile yola koyuldum. Bir günde üç kere veznede sıraya girdim ve bütün günüm geçti. Hatta vezneciye de yakında akraba olacağımızı söyledim. Altı ay önce iki yüz küsur lira ödeyerek aldığım su saati iptal oldu, gittim 300 YTL ile yeni su saati aldım. Madem öyleydi neden eski saat bana aldırılmıştı? Yeni saate su yüklemek istedim bugün olmaz yarın şu saatler arası gel dediler, gittim yine saatlerce bekledim 50 YTL lik su yükledim. Aklımdan da şunlar geçti, böyle ben gibi tatilciler belediye de çok sıra beklememek için çok yükleyip çekip gidiyorlar. Kullanmadığımız suya bloke edilen paraların tutarı ne oluyor, geciken vergiye günlük faiz uygulayan belediye bloke ettiği paraya bir faiz ödüyor mu?

Maliye, ev için yapılan bütün harcamaların faturasını istedi. Hadi Banka üzerinden ödediklerim de problem yoktu. Elden verdiklerimiz fitil, fitil burnumuzdan getirdi. Bizden tekrar yüzde 18 KDV istediler, kimisi de fatura vermemekte direndi. Yeni evlerin iskan için kanalizasyona bağlanma şartı vardı? Buna çok sevinmiştim, Datça için çok sevinmiştim. Kanalizasyon Datça için bir devrim, temizlik ve çevre sağlığı idi. 7 metre uzunluğa 165 YTL Belediye’ye 800 YTL Belediye personeline bağlanma parası ödedim.

Tabii ben bu arada o kadar yere giriyor, çıkıyor, gidiyor geliyorum ki kafam karıştı. Belediye, Maliye’ye, Tapu kadastroya, orası Tapuya vs. gidip geliyorsunuz. Devlet kurumları birbirleri ile çok iyi paslaşıyor. Her gittiğiniz yerde, kayıtlar, görevli memur imzalıyor, oradan müdür yardımcısı veya müdür herkesi ziyaret ediyor, herkesin gönlünü alıyorsunuz. Her gittiğiniz yerde mutlaka ama mutlaka bir ödeme yapıyorsunuz. Tapukadostra da 140 YTL, Tapu’da 80 YTL, Belediye’de 165 kanalizasyon, 100 YTL iskan. Deprem sigortası 207 YTL

Gittiğiniz yerleri bazen bir kere değil üç kere de ziyaret etmek zorunda kalıyorsunuz. Hele birde görevli yerinde yok ya da arazide ise, bugün git yarın gel. Tapu ödemeleri için Ziraat Bankasına gittim, maşallah kaplumbağa gibiler her seferinde yirmi otuz sıra, bekledim canım sıkıldı tekrar tapu görevlisine gittim çok sıra var dedim. Görevli bana, devlete ödemelerde öncelik var dedi sıra almadan soldan ikinci görevliye gidin dedi. Aynen öyle yaptım. Vay be dedim devlet isteyince fikir üretiyor. Alacaklarında sırasız, vereceklerinde yaşlıları emekli aylığı kuyruğunda ayıltıp, bayıltabiliyor. İş Bankasına sadece vergilendirme konusunda bir soru için gittim. Görevli memur üç saniye dedi, ben sanırım 300 saniye bekledim ve gittim. Başka bir gün geldim aynı görevliye gittim, yoğun idi bu sefer 30 saniye dedi, sanırım ben yine en az 300 saniye bekledim yine gittim. Başka bir gün geldim ve bir soru için üçüncü kez geldiğimi söyledim ve beni anımsadı buyurun sorun dedi. Sordum, sanırım soru ağır geldi, siz bana telefon numaranızı bırakın, ben merkezden sorunun yanıtını öğrenip sizi ararım dedi. Allahtan ümit kesilmezmiş tam iki ay oldu, ben hala sorumun yanıtını Datça İş Bankası görevlisinden bekliyorum.

Artık işin sonuna geliyordum, Belediye’ye gittim iskân belgemi alabilir miyim, yoksa eksikleri var mı diyecektim ama nafile görevli bir hafta tatile gitmiş. Bir hafta bekledim, iyi ki izinim vardı değilse bir yıl geriye kalacaktı. Tekrar gittim, görevli arazide, ne zaman gelir? Bilemeyiz. Aynı gün iki kere daha gittim bulamadım. Ertesi gün gittim ve oh dedim yakalamıştım. Yetkili ile bütün evrakları tekrar gözden geçirdik her şey tamamdı. Vezneye git 100 YTL yatır ve gel dedi. Gittim geldim. Görevli evrakları yarına hazır edeceğini, gelirken yanımda 500 YTL getirmemi salık veriyordu. Bu ücret ne için dedim. Belediye’ye bağış dedi. İşte zurna orada zırt dedi. Zaten ne ödeyecek ne de bağış yapacak param kalmıştı, yeterince mağdur olmuş ve hesapta olmayan çok ödemeler yapmıştım. Ödeyemeyeceğimi söyledim. Zaten bağıştan anladığım da insanların gönül rızası ile verdikleri idi. Görevli durumu başkana anlatmamı söyledi. Başkan yoktu, yardımcısı ile görüştüm. Sağ olsun anlayış gösterdi bağış ödemedim. Ertesi günü iskan belgemi, sonra da tapumu aldım.

Değerli okurlar bir ev yaptırmanın anatomisi buydu. Sizi bilmem ama benim gördüklerim, 26 yıldır İsviçre’de yaşarım ben burada bugün git yarın gelin duymadım, görevli izinde, yerinde yok görmedim. Evrakları yan odaya imzaya götürmedim. Burada her görevlinin eli taşın altında, her görevli bulunduğu mevkiinin hem temizleyicisi, hem çaycısı, hem sekreteri, hem müdürü hem de imza yetkilisi. Bankalar ’da beş dakikadan fazla beklediğimi anımsamıyorum. Ben burada da iskân belgesi ve tapu aldım, karşılığı 15 gün dolaşmak değil sadece postadan çıkan bir zarf ve içindeki ödeme kâğıdı idi. Yazımın amacı ve benim konuya yaklaşımım suçlu aramak değil, çözüm aramak. Sorunlar çözüle çözüle ilerlenir.

anlamak.org 
Kaynak: Yarımadanın Sesi

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: