Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Mesele oy ise çarşaf teferruattır

Mesele oy ise çarşaf teferruattır

Çocuğumuz yalan söylerken onu ahlaksızlıkla suçlarken, politikacının yalanını kanıksıyoruz. Politikacının yalanını küçümsüyoruz

Kurnaz tüccar zihniyeti ile Baykal’ın çarşaflılara, Erdoğan’ında çarşafsızlara rozet takma yarışı bana çok eskilerin bir reklamını anımsattı. “Yoktur aslında birbirimizden fakımız ama biz osmanlı bankasıyız“ İnsan zihninin bir kaos barındırdığını çok felsefe kitaplarında okumuştum. Korku, öfke, cinsellik, hırs, kin, liderlik, ilgi ihtiyacı, intikam, çıkar vs. Politikacı zihni kaosla da kalmıyor, içinde tusinamiler barındırıyor. Oy avcılığı için halkı balık hafızalı görenler oltaya değişik yemler takma yarışına giriyorlar.Seçimler öncesi böyle bir tabloyu görmek sanırım yazmamı daha kolaylaştırdı. Seçim ve oy çıkarları için gündemi boş konuşmalarla, boş atışmalarla meşgul ederken gerçek sorunlar gizlendi, halk zamlar altında ezildi.

Türban, çarşaf adı altında bir bez parçası o kadar çok tartışıldı ki, ben bu kayıkçı kavgasına katılmayacağım ama bu politikacıları daha yakınınıza getireceğim.

Ne zaman bir seçim olsa Türkiye’de bir politika pazarı kuruluyor. Seç beğen al, gel baba mala gel. Karşılıklı öpüşmeler, rozetler. Bir gecede sağdan sola, soldan sağa, milliyeçilikten şeriata, kısa etekden kara çarşafa geçmekte bir sakınca görmeyenler, dolayısıyla utanmazca açıklamalar yapmakta da sıkıntı görmüyorlar. İş, emek, eşitlik insanca yaşam düşüncelerine yabancı olanlar rüzgarın önünde bir yaprak gibi esintinin yönüne doğru savrulurken düşen maskelerden görünen sahte yüzlerini gizleyemiyorlar.

Yalan yarışına giren, oy için çarşaf bile giyebilen, halkı kandırılacak aptallar ordusu olarak gören, yalanları bilindiği, kanıtlandığı halde halen ısrarla ve sürekli yalan söylemeyi sürdüren bu politikacılar kimdir, nedir, nasıl doğmuş gelişmiş halkların başına bela olmuş, insanlık politikayla, politikacı ile nasıl tanışmış inceleyelim.

İnsanlık tarihinde ne zaman bir şahıs başka bir şahsın emeğine ürününe el koymaya başlamış, ortaya ayrıcalıklı gruplar, sınıflar çıkmış. Yani (J. J. Rousseau) hesabı “Her hangi bir yeri çitle çevirip, burası benimdir diyen kişi insanlık tarihinin ilk suçunu işlemiş” Üretim araçlarını elinde bulunduranlar zengin, mülksüzleşenlerde fakir olmuşlar. Bu arada ortaya bir sorun çıkmış. Çitle çevrilmiş yani gaspedilmiş malları kim koruyacak, bu kadar fakiri kim yönetecek. Zenginlerin yeterince işi gücü var, hem de bu fakirlerle fazla muhatap olmak istemiyorlar. Bunları zenginler adına, onların istediği şekilde yönetecek, mallarını koruyacak bir sistem ve sistemin aktörleri gerekli olmuş. Sistemin adı devlet, devletin yönetimine politika, yönetici aktörlerine de politikacı denmiş.

Yani politikacı, şan, şöhret, nüfus, çıkar, mevki ve büyük paralar karşılığı, zenginin çıkarlarına destek vermek için halka yalan söyleme, halkı kandırma, sistemin pisliklerini halktan gizleme görevi üstlenmiştir.

O gün bu gün bu aktörler bir parlamentoda toplanırlar. Bunlar için AKP, CHP, MHP partisi fark etmez. Bunların isimleri değişik olsa da ideolojileri aynı. Para ve güç ne istiyorsa onun gerekleri yapılır. Çünkü onlar için politika, burjuva sınıfı ve bireysel çıkarlarına hizmet edip emperyalizm uşaklığı yapmaktır. Bunun için de sık sık yalan ve demogojiye başvurarak sistemin ayakta kalmasını sağlarlar. Onun içindir ki bu aktörlerde ilke, istikrar ve ahlaki değerler aranmaz. Çıkarlar neredeyse bunlar oradadırlar.

Başörtüsü iptali için Anayasa Mahkemesine gider gibi yaparken çarşafa rozet takar. Milliyetçiliğin çimentosu yarışında MHP’nin de sağına geçerken, türbanın da üstünden atlayarak çarşafa sarılır. Kıbleye AKP’den daha yakın olur. Ergenekon avukatlığı, darbe savunuculuğu derken CHP’ye yeni bir çehre kazandırır. Türk siyaseti türbanlı partinin yanında çarşaflı partiye de kavuşur. Akıllara yeni sorular getirir. CHP’ye çarşafla girenler yarın kamuya, üniversitelere neden çarşafla giremezler?

Tam yüzyıl önce Lenin, “burjuva parlementosunu ahıra benzetirken“, siyaset bilimcisi Glen Newey “politikacılar hiç değilse yalan söyledikleri konusunda dürüst olmalı” diyor. Çetin Altan “Politikacılar ne yaparlarsa yapsınlar, ikinci sınıf insanlardır. ” derken, Fenelon, “Yalan söyleyebilen bir kimse insan sayılmaya layık değildir” sözleri ile politikacıların gerçek kimliklerine işaret ediyorlar.

Çocuğumuz yalan söylerken onu ahlaksızlıkla suçlarken, politikacının yalanını kanıksıyoruz. Politikacının yalanını küçümsüyoruz. Yalanın küçümsendiği bir ülkede, doğrular, gerçekler, dolayısıyla yaşam da küçümseniyor.

Bu yazı 18/10/2010 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: