Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Açılmadan saçılanlar

Açılmadan saçılanlar

Madem başladınız, hiç kimse elini yıkayıp bir kenara çekilmesin. Bu canavarları biz yarattık. Hitler, Mussolini, Doktor Frankeştayn, darbeci general de biziz.

 

Bir kızılderili ata sözü, ’’Bu dünya bize babamızdan miras kalmadı, gelecek nesillerden ödünç aldık.’’ Yak, yık, yok et üstünü ört, unuttur ve sonsuza kadar inkar et. Bu mikrop bize atalarımızdan bulaşmadı, çocuklarımızdan borç aldık. Her teorinin uygulama alanı, yani pratiğinde insana olan etkilerine bakmak gerek. Bir sistemin, bir düşüncenin çöküşü veya ayakta kalması toprağa değil, insan faktörüne bağımlıdır. Eğer adına demokratik (Kürt) açılımı denilen bir görüş, düşünce çöküyorsa sorunu düşüncede değil, o düşünceyi uygulayanlarda aramak gerekir.

Teori ve pratik çoğu zaman birbirine uymaz. Bunu ilk defa uçağa bindiğimde anlamıştım. Ben küçüktüm, büyükler ’’Ne olacaksın diye sorunca’’ ben şöyle göğsümü ileri doğru çıkartarak hep pilot olurdum. Çünkü mahallemizin ağabeyi pilot idi. Uçağa eşimle ilk defa bindiğimizde onun kolundan çeke çeke omuzunu düşürmüştüm. Toprağa ayak bastığımızda eşim şöyle bir ohhh çekerken bende itirafta bulundum. Meğer gülüm ben yükseklerden çok korkuyormuşum.
Sütten ağzı yananlar yoğurdu üfleyerek yerlermiş. Adı bile doğru dürüst konulmamış bir sorunun açılımını yapamadık. Demokratik mi, Kürt açılımı desek derken mangalda yine kül kalmadı. O kadar çok şeyler yazıldı. Yazar, çizer, Başbakan, Genelkurmay, muhalefet, dost düşman, faşisti bile barış diyor. Şaşırıp kalıyorum, barış bir türlü gelmiyor gelmediği gibi hergün insanlar ölüyor. Barışı isteyenler, barış için gerekli o dürüst adımı atıyorlar mı?
Meğer barışı istemekle, barışı getirmek aynı olmuyormuş. Tıpkı benim küçükken pilot olmak istemem gibi. Tıpkı barış harekatı deyip başka bir ülkeye saldırmak gibi. Bir milyondan fazla insanı öldürerek Irak’a demokrasi götürmek gibi. Hayata dönüş operasyonu deyip mahkumları katletmek gibi. Her yıl G-8 toplantılarında, yoksulluğun çok az düzeye ineceği söylenip, yoksulluğun devamlı artması gibi.
Eğer bir ülkede birileri gerçekten barışı getirmek istiyorlarsa, barış için gerekli adımları atması gerekir. Acaba biz açılım adı altında av gezintisine mi çıkıyoruz? DTP Milletvekilleri yaka paça, polis zoru ile mahkemeye götürülecek. Dokunuzmazlık sadece Türk milletvekillerine mahsus. Sınır ötesi harekat 1 yıl daha uzatılacak, öldürmeye devam. Dağdakiler silahları bıraksın Türk adaletine güvensinler. Dağdaki son terörist yok edilene kadar mücadelemiz devam edecek. Kırmızı çizgilerimiz varmış. O çizgide sadece Türk ulusu varmış, başka ulus ve ulusal azınlık yokmuş. Hal böyle olunca azınlık-mazınlık yoksa, kimseye verilecek bir hak da yokmuş. Peki açılım neymiş, öldürmeye, yakmaya, yıkmaya inkara devam.
Bazan insan olarak kendimden utanıyorum, biz öldürmekten başka bir çözüm bilmiyormuyuz? Öldürmek tek çözüm, tek kurtuluş mu? Gücü olmak, güçsüze karşı gücü kullanmak ve mikrofonu ele aldığında uygarca laflar etmek mi? Tıpkı Roma İmparatorluğu Valisi Ponce Pilate gibi, Hazreti İsa’yı çarmıha gönderirken ellerini yıkamış, “Bu kandan sorumlu değilim” demiş. Barışı bozacak bütün adımları atacaksınız, ağzınızla da barış tellallığı yapacaksınız.
Demokrasinin bir yaşam biçimi haline dönüşmediği ülkemizde bugüne kadar sorunlar hep demokratik olmayan yöntemlerle çözülmeye çalışılmış. Askeri darbeler, muhtıralar, Anayasa mahkemesi kararları, hukuk sistemimiz bunların birer isbatı. Bu eylemlerin bir benzeri, bugün yeni bir versiyon olarak tekrar sergilenmek isteniyor. Kürt isyanlarının hepsini bastırılmış olması bir gerçek ama Kürtlerin yeni bir isyanı örgütledikleri de ayrı bir gerçek.
Günlerdir tartışılan açılım, bir pamuk ipliğine, bir iletişim teline bağımlı. Bir televizyonu bozmak için bir telin temassızlığı yeterli, ama çalısması için yüzlerce bağlantının dogru kurulmasi gerekir.
Madem başladınız, hiç kimse elini yıkayıp bir kenara çekilmesin. Bu canavarları biz yarattık. Hitler, Mussolini, Doktor Frankeştayn, darbeci general de biziz. Hepside tarih yazmış. Zaten nerede bir tarih varsa, orada insanların gözyaşları, orada kan, orada zulüm ve esaret vardır. Hem de tek bir paragrafa sığan yüzlerce yıllık kirli tarih. Hiç kimse Ponce Pilate rolünü oynamaya kalkmasın. Avcıların, avlarını nasıl yakaladıklarını yazan tarihlerde daha çok kirletilecek sayfalar vardır.

Bu yazı 10/11/2009 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: