Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Kayıp Trilyonlar ve Cuma Namazı

Kayıp Trilyonlar ve Cuma Namazı

Başlığa bakıp ne ilgisi var demeyin. Hani insanın bir günde dört mevsimi yaşaması gibi. Bir haber dinliyorsunuz bütün pislikler içinde. Hırsızlık, çürüme, yozlaşma din tüccarlığı. Euro D akşam haberleri; kayıp trilyon davasında hapis cezasına çarptırılan ve hazineye anaparası 2,6 trilyon lira olan borcu 11.559 trilyon lira olarak ödemesi için tebligat yapılan eski Başbakan Erbakan, 2 Yıl 4 Ay hapis cezasını çekmek için Edremit’e geldi. Gelişi uçaktan inişi, oradan arabasına ve malikânesine geçişi naklen verildi. Denize sıfır saray yavrusu hapishanesi özellikleri ile gösterildi.

İstediği gibi hareket edecek gezecek, tozacak, ekecek dikecek, ziyaretçi kabul edecek isterse denize de girecek ama cuma namazına gidemeyecek. İsterlerse halkımız ve hocalar hapishaneye gelerek ortaklaşa cuma namazı kılınabilecek. İşte içimin cız ettiği yer. Yenilen trilyonlar ve üzerine kılınan cuma namazı. Böyle cezaya can kurban. Vergisini veremeyen fakire hem haciz hem hapis, açlıktan baklava çalan çocuğa 15 yıl, bu tür haksızlıkları yazan ya da düşünen yazara 200-300 yıl hapis istemi ama devleti soyan, banka hortumlayan serbest, hırsıza deniz kenarında tatil. Ardından ortaklaşa çiğnenen sakızın şakırtıları hukuka müdahale etmeyelim. Ben böyle hukuka bayılırım, müdahale etmeyelim.

Bu haberin muhatabı eski bir Başbakan da olsa aynı haberi milyonlarca insan güncel, olağan bir haber olarak izlemiş ve unutmuştur. Çünkü düzen bize bu tür olayları dayatıyor, alıştırıyor ve kanıksatıyor. Kanıksanan düşünce zamanla da iktidar olabiliyor. Ben bu haberi önemseyerek, herkesin aynı duyarlılığı göstermesi açısından yazıyorum.

Konu açılmışken devam edelim. Bu davada Erbakan ile beraber yargılanan kadim dostu Gül, dokunulmazlık zırhı nedeniyle yargılanamamıştı. Gül Cumhurbaşkanı olurken talebesi de Başbakan oldu. Daha düne kadar milletvekili maaşı ile geçinemediği için ticaret yaptığını söyleyen Başbakan’ın oğlu bugün milyonlarla oynuyor. Burada vatan millet edebiyatı, yerini dine imana bırakıyor. Gurbette yeşil sermayenin peşine takılıp da tokat yemeyen yoktur. ATO(Ankara Ticaret Odası) nun ve Meclis araştırma komisyonunun son rakamlarına göre 300 binden fazla gurbetçimiz 74 Şirket tarafından15 milyar Euro’ nun üstünde dolandırılmıştır. Bu rakam TC kurulduğundan beri banka hortumlarından sonra ikinci büyük hortum olarak adlandırılmaktadır.

Daha sıcağı kurumadı, yine din, iman yoksulluk edebiyatı Deniz Feneri. Yoksullara yârdim’ diye topladığı 14 milyon Euro’nun kayıp olduğunu ve bu paradan 7 milyon Euro’nun Kanal 7’nin Almanya şubesi Euro 7’ye aktarıldığını tespit edilmiş. Her gün televizyonlarda reklamları hiç eksik olmayan bu soygun çetesine yine Türk hükümeti hiç ses çıkarmazken, bu çetenin başkanı Alman polisi tarafından tutuklanmıştır. Fetullah tarafına hiç girmeyim, sadece 1998 yılında hazırlanan bir raporu vereyim.

“Yurtiçinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dershane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu 14 dergi, 15 ülkede yayınlanan Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan 2 radyo ve uluslararası yayın yapan Samanyolu televizyonu; Yurtdışında, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kuruluşu” bulunmaktadır.

Gülen’in müritlerinin sahip olduğu 300’e yakın şirketle 600 trilyon liraya hükmettiği hesaplanıyor. Yurtdışındaki okullarının yıllık gideri ise, Fethullahçılar tarafından 1,5 milyar dolar olduğu açıklandı. Hiç çalışmadan bu kadar büyük bir güce ulaşmanın, Irak’ta din kardeşlerinin üzerine tonlarca bomba yağdıran bir ülke de (ABD) konaklamanın izahını yapabilen varsa beri gelsin. Müslüman halklar Irak, Filistin, Afganistan’da ABD emperyalizmine karşı direnirken, Türkiye’nin yüzde yüz Müslüman hükümeti Dünya’nın gözünün içine baka baka ABD ve İsrail tarafında saf alırken maskesini gizleme gereği duymuyor.

 

Her şey ortada neden göremiyoruz?

“Nedir en zor şey? Görmek gözünün önündekini!” Goethe

Bu örnekler ne ilk ne son, bunlar yazmakla bitmez, bu bataklıkta milyonlarca sivrisinek var. Her şey insanların gözleri önünde cereyan ediyor. Bunlar yemiyor, içmiyor yatmıyor, uyumuyor gece gündüz çalma çarpma üzerine fikir üretiyorlar. Yerden mantar biter gibi bitiyorlar. Bugün yakalansa yarın başka bir isimle yola devam ediyorlar. Kullanılan metot hep aynı din, iman tüccarlığı. Ne hikmetse hep de gurbetçileri tercih ediyorlar. Yaşam kirlenmiş, her yanda acı gözyaşı. Birileri köşe başlarını tutmuş, bencil çıkarları için ellerindeki bütün olanaklar bu kokuşmuş düzenin devamı için harcıyorlar.

İktidar olanaklarını, kitle iletişim araçlarını kullanarak, göstermelik yardımlar ve din sömürüsü yaparak insanların zihinlerine sirayet ediyorlar. Sistemi ayakta tutmak, yalan soygun çarkının sürekliliğini sağlamak için apaçık cehennem ateşi ile halkı korkuturken yapılan talan din adına meşrulaştırılıyor.

İnsanın, tüm insani duyguları elinden sökülüp alınıyor, ülke karartılıyor. Karanlık karanlıkları besliyor, sorgulanamaz, baş edilemez hale geliyor. Karanlığın büyümesi, halktan destek alması ülkedeki bütün çürümüşlükleri, kokuşmuşlukları, pislikleri örtüyor. Çevremizde uyuyan ve horlayan insan sayısı her geçen gün artarken, düşünenler azalıyor. Ekonomik, kültürel ve dini söylemler, içimizi, dışımızı kemiriyor, yaşamımızı elimizden alıyor.

Savaş çığırtkanlığı, çeteleşme vatan millet söylemleri ile din iman söylemleri bir rant alanına çevrilerek kıyasıya yarışıyor. Vatan’ın içinde bir karış toprağı olmayan fakir, bu dünyada açlık ve yoksulluktan başka bir zevk tatmayan halk bütün umudunu başka bir dünya ya bırakarak hem din hem vatan tüccarlarının aleti oluyor. Hâlbuki bu Dünya’da herkese yetecek, yaşanacak hayat var. Bunu bize zehir edenleri tanıyamadığımız gibi onların hakkını kendi hakkımız gibi savunuyoruz.

Yıllar değişiyor, teknoloji ilim gelişiyor, insanlar değişiyor, dönüşüyor ama bu tüccarların söylemleri hiç değişmiyor. Aynı zamanda bu tüccarlar ezdikleri, sömürdükleri sınıfı, sınıfsal çıkarlarının farkına varmamaları için din, dil, ırk, vatan, millet, gibi söylemlerle bölerek birbirlerine düşürüyorlar. Ezilen sınıf böylelikle ezilmişliğinin farkında olmazken birbiriyle savaşıyor. İnsanlarımız kendilerini eğitmediği, gözlerini açıp hırsızları, din ve vatan tacirlerini görmedikleri sürece yüzyıllardır süregelen sorunlarımızı daha yüzyıllarca yaşamak zorunda kalacağız.

Bu yazı 08.06.2008 tarihli Açıkgazete sitesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: