Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » Adaleti Teslim Ettiğimiz Bakan

Adaleti Teslim Ettiğimiz Bakan

Resim yapmayı hiç beceremem ama oldum olası ressamların özgürlüğüne hayran kalırım. Elinize bir fırça alıp tuvalin karşısına geçtiğinizde alabildiğinizce özgürsünüz. Bir ağaç, iki ağaç isterseniz bir orman da çizebilirsiniz. Bir insanı vezir yapar, hoşunuza gitmezse tek başına bir çöl ortasında bırakır akbabaları etrafında dolaştırabilirsiniz. Yani bir ressam eline fırçayı aldığında acıyı da mutluluğu da kendi elleri ile yaratacağını bilir.

Hiç düşündünüz mü, aynı söylemler eline mikrofonu alan bir politikacı için nasıl olur? O da eline mikrofonu aldığında adı gibi bilir ki, mevcut ezen ezilen, zengin yoksul düzeninin korunması yalana başvurmadan mümkün değildir. O da bilir ki mevcut egemen ideoloji kendi gibi düşünmeyenleri hain sayar, iyi bir yurttaş söylenenlere itiraz etmeyen yurttaştır. O da buna güvenerek yalan söyler. Çok iyi bilir ki yalanı sıradan biri söylerse inanan olmaz ama yalan olabildiğinde eğitimli saygın birine, mesela bir bakana söyletilirse herkes inanır.

Aslında şahıslar üzerine yazmak hiç adetim değildir, hele dünyanın yalan ve yalancılarını düzeltme gibi bir sorumluluğum da yok. Ama yalan söyleyen kişi devletin bir bakanı ise işte o devleti düzeltme sorumluluğu eli kalem tutan bütün insanlara düşer.
Bu bakanımız bir zamanlar kendi deyimi ile ’’sipordan’’ sorumlu oldu. Kendini karşılayan karetecilerin terliklerle gelmesine kızarken karete sporunun çıplak ayakla yapıldığını unuttu. Memur maaşları görüşmeleri sonrası kendisine yaklaşarak “maaşlarımız yetmiyor, geçinemiyoruz” diyen memura “ben de devletin belirlediği maaşı alıyorum” diyerek memurunu teselli etti. Mahkumların cezaevlerinde eşleri ile birlikte olma istekleri sorulması üzerine ’’bu mübarek günde böyle soru sorulur mu’’ dedi. 8 askerin serbest bırakılmasına sevinemedim o askerlerimiz de diğer arkadaşları gibi topraklarımızı savunurken canlarını feda edebilmeliydiler diyerek ölümü kutsadı. Deniz feneri için “falan ülkede, falan dernek yöneticileri suistimal yapmış. Bana ne ya” ve Almanya’dan talep gelirse konuyu araştırırız derken işkence sonucunda ölen Engin Ceber için devlet adına özür dileyen ama istifa etmeyen bakan.
Daha da önemlisi bu bakanımız 19 Ocak HABERTÜRK’te Soru-Yorum programında Özay Şendir ve Balçiçek Pamir’in sorularını yanıtlarken akıllara durgunluk verdi, çam üstüne çam devirdi, dinleyicinin sabrını zorladı. İnanın ki dinlerken ülkem ve insanları adına üzüldüm. Uzun bir politik geçmişi olan bakanın bu uzun sürede iki satır bile okumaya incelemeye, düşünmeye zamanı olmadığına, çağın çok gerisinde kaldığına emin oldum.

Sanırım televizyonu açtığımda konuşmaların yarısı geçmişti ama dinlediklerim de bana yetti. Dokunuzmazlık sorusunu yanıtlıyor ve kendini kocaman bir yalan ile savunuyordu. Dünya’nın hiç bir parlementosunda dokunulmazlık kalkmamış demek istiyordu. Genelinde yalan söylemek isteyenlerin çok sık başvurdukları bir tekerleme. Acaba kendi ülkesindeki kanunları doğru dürüst bilmeyen bakan dünyadaki parlemento sayısını kanunları ile birlikte bilmesi mümkün mü? Madem dokunuzmazlık kalkmayacaktı, neden 2002 seçim kampanyasında meydanlarda, ekranlarda “İktidara geldiğimizde milletvekili dokunulmazlığını kaldıracağız!” diyerek halktan oy aldınız. Şimdi de tersini savunurken yalanınıza dünyanın bütün parlementolarını ortak ediyorsunuz.

“Keşke Susurluk’ta ortaya çıkan bu yasadışı örgütlenmenin üzerine o sırada gerçekten gidilebilseydi. O dönemde ben de parlamentodaydım. Ben geçmişte aynı siyasi parti içinde görev yaptığım insanlar üzerinde olumsuz bir değerlendirme yapmam. Onlarında benim üzerimde emeği var. Ama üstüne gidilebilseydi çok daha iyi olurdu.” Değerli okurlar bu sözleri sıradan bir vatandaş değil, Adalet bakanı söylüyor. Hani bu ne pehriz, bu ne lahana turşusu cinsinden ya da bizim oraların deyimi ile dam başında saksağan vur beline kazmayı. İnanın bu sözler halen adalet aşığı bir savcıyı harekete geçirebilir. Bu sözlerle bakan kendi suistimalini itiraf ediyor. Siz halen adalet bakanısınız geçmiş olan ne, neden üstüne gitmiyorsunuz? Davul da Zurna da o dönemde olduğu gibi bugün de elinizde. 1996 Kasımında Susurluk hadisesi patlak verdiğinde olayı bu işin aydınlatılması için eylem yapanlara faso fiso, gulu gulu dansı yapıyorlar, mum söndü oynuyorlar diye alaya alan da sizin genel başkanınızdı. Hem o ne demek oluyor, ’’birilerinin emeği var diye böylesine önemli bir olay hakkında birşey söyleyememek, hele hele bir bakan olarak olayların üstünü örtmeye çalışmak çok ama çok düşündürücü’’.

Tuncay Güney için “Ben o şahsı başka televizyonlarda da daha önce izleme imkanı buldum. Aynı şekilde TRT’de de. Ben bu şahsın hangi televizyonda olursa olsun böyle uzun boylu konuşturulmasını doğru bulmuyorum. Bu davanın önemli bir ismidir diyor.. Saatlerce ve defalarca televizyonlarda cirit atan, özelliklede TRT’de konuşan bu şahsın emrinizde olan bir televizyonda konuşturulup sonra da hatadır demenize biz inandık kargalar da gülmedi.

İsterseniz telefon dinleme konusuna hiç girmeyelim. Zaten bakan da İLLEGAL DİNLEMEK HEM SUÇ HEM YASAK diyor. Ne hikmetse şu ana kadar toplanan soruşturma delilleri ise illegal dinlemelerin ürünü oluyor.

Sanırım bakan konuşmalarını adalet, demokrasi, temiz toplum, hukukun bağımsızlığı gibi sözcüklerle sürdürdü. Zaten biz de biliriz ki, makbul siyasetçi, iyi yalan söyleyen siyasetçidir. Yalan söylemesini bilmeyenlerden memlekete fayda gelmez! Biz doğru söylemediğini bildiğimiz siyasetçilerle hep gurur duyduk, bağrımıza bastık, hala da onlarla gurur duyuyoruz. Zaten beni korkutan da bakanların yalanları değil, bu yalanların rehin aldığı kafalar.

Bu yazı 2009 tarihli Avrupa-Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştır
anlamak.org

Name of author

Name: webmaster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: