Anlamak Aşmaktır

Bilim İtaatsiz Olana İhtiyaç Duyar

Home » 162 Sayfalık Taht Kavgası

162 Sayfalık Taht Kavgası

“Hz. Ömer bir gecede altı yüz köle azat etti derler! Ama Hz. Ömer’in altı yüz köleyi nasıl edindiğini sormazlar Ömer Hayyam

 

Bir yazım da aydın aradım, bu yazımda da hukuk ve hukukçu arayacağım. Hukuk denilince sanırım ilk akla gelen HAK ve ADALET oluyor. İnsanlar kendilerini güvenli hissedebilmesi için, hukuk kurallarının herkese eşit, adil, hızlı uygulanmasını umuyor. En önemlisi bu kurallara neden ihtiyaç duyulmuş nasıl ortaya çıkmış bir örnekle inceleyelim.

İsviçre’nin ikinci büyük bankası Credit Suisse 2006 yılında kuruluşunun 150 ci yılını kutladı. 2007 Bilançosu ise şöyle açıklandı. 1361,7 milyar Frank bilanço, 1555 milyar Frank sahip olduğu mülk, 2007 net kazancı 8549 milyon Frank, 48,100 çalışanı var. Bu bankayı Alfred Escher isimli Zürihli bir aile babası 1856 yılında kurmuş. Tıpkı bizim Koç, Sabancı vs. gibi. Şimdi size bir soru soracağım. Bu kadar para, pul, servet mülk, ne derseniz deyin bunları, bir aile çalışarak biriktirebilir mi? Bence hayır. 48.100 kişiyi doğrudan, dünyayı da dolaylı olarak sömürerek biriktirmiştir. Yani bu mülkiyet kazanılmamış gasp edilmiş. İşin içine gasp girince mülkiyet de meşru olmaz. Korunması gerekir. Korumak için devlete ve kanunlara ihtiyaçları var. Oturmuşlar istedikleri şekilde kendileri ve mülkiyetlerini garanti altına alacak kuralları yazmışlar. Adına hukuk, devlete de hukuk devleti demişler.

Peki, Türkiye’de olanlar farklı mı? Üretim araçları ve kullanılabilir topraklar sadece 30 kadar aileye ait. Finans dünyası dergisi Forbes, 2007 yılının dünya dolar milyarderleri listesinde 26 tane Türk açıkladı. 2005 yılında 21 dolar milyarderi bulunan Türkiye bu yıl 26 milyardere ulaşarak dünyada en fazla milyardere sahip olan ülkeler sıralamasında altıncı sıraya yükseldi. Türkiye, 26 milyarder ile dev ekonomiye sahip Japonya, Kanada, Çin, Fransa, İsveç dâhil pek çok ülkeyi geride bıraktı. Onlar zenginlediğine göre biz fa kirliyoruz. Şimdi size sorarım, oturalım beraber bir kanun hazırlayalım, ama bu kanun milyarderlerle, Datça’daki balıkçılara eşit davransın olabilir mi, kimin aklına yatıyor? Ama İsviçre ile olan fark, İsviçreli Credit Suisse’nin sahip olduklarına mülk diyor. İleri kapitalist ülke kendi ezilenlerine en azından 3.000 Frank civarında asgari ücret ödeyerek, temel gıda maddelerini Türkiye’den daha ucuza satarak ezileni bir nebze susturmuş. Bizde ise çark çok tehlikeli döndürülüyor. İsviçrelinin mülk dediğine biz vatan diyoruz, 26 kişinin sahip olduğu bu vatan uğrunda ölmez iseniz Nazım misali hain oluyorsunuz. Daha ileri gider de öldürmeyi reddederseniz, Halkı Askerlikten Soğutma suçu işler 318’ den yargılanırsınız. Ama halk artık ölüm değil çözüm istiyor.

Gelelim 162 sayfalık iddianameye. Ama öncelikle AKP’nin yanardöner politikasına değineceğim. Başbakan güya AKP’nin kapatılması iddianamesine Bitlis ve Batman konuşmaları ile yanıt verdi. Biz bu ülkede 16 milyon 500 bin seçmenin oyunu aldık. Olay AK Parti’ye yönelik atılmış bir adım değil, milli iradeye yönelik bir adımdır” diyor. Bütün AK parti cemaati, boyalı basın, satılık kalemler hep bir ağızdan demokrasi havarisi kesildiler. İkiyüzlülüğün bu kadarına pes. Peki, size sormazlar mı aynı savcı, aynı anayasa mahkemesi DYP’yi kapatmak isterken onlar uzaylıların oyu ile mi meclise geldiler. Neden hiç birinizin gıkı çıkmadı. İlle de hukukun çuvaldızı size mi batması gerekiyor. Elma şekeri gibi yaladığınız demokrasi dün sizin hedefe gitmeniz için araçtı. Bugün de size takoz koymak için bir araç oluyor.

Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya Şemdinli iddianamesinin sonuç bölümünde, devlet, demokrasi, bürokrasi, terör, çete terimlerini tanımladı. Devletin teröre karşı mücadele ederken hukuk dışına çıkmaması gerektiğini, aksi halde hukuk devleti olmaktan çıkacağını ve vatandaşın devletten soğuyacağını, yasadışılık ortamında devletin içinde çetelerin oluşacağını, bu çetelerin devletin meşruiyetini ortadan kaldıracağını ve en sonunda dış tehdit unsurlarına hizmet etmiş olacaklarını söylüyordu. Peki, bu savcıyı görevden alan AKP hükümeti değil mi? Susurluk’ta bir kazayla ortaya çıkan tetikçiye, devletin güvenlik kuvvetleri, resmi belge veriyor, sahip çıkabiliyorsa, o güvenlik kuvveti neyin güvenlik kuvvetidir? Nesine güveneceksin böyle bir kuvvetin? Böyle bir devletin hukuk devleti ile hukukun üstünlüğü ilkesi ile nasıl bir ilgisi oluyor?

Gelelim hukuk imtihanımıza. Bizim hıyara salatalık dememizle ancak onun adı değişiyor tadı değil. Bir Devletin Anayasasında bu devlet Hukuk Devletidir yazması veya yönetenlerin biz hukuk devletiyiz demesiyle hukuk devleti olunulmuyor. Hukuk Devleti olabilmenin de kuralları vardır. Bu kuralların herkese eşit, adil, olması gerekiyor. Savcı’nın ana iddiası AKP’nin laiklik konusunda anayasa suçu işlediği. Peki, 12 Eylül darbecileri de seçimle, halkın oyları ile gelmiş bir hükümeti devirerek anayasa suçu işlemediler mi? Binlerce insan yerinden yurdundan edildi, hapislerde, işkencelerde kaldı, faili meçhuller, yargısız infazlar ve derin devlet. Üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen hala bir dava açılamadı. Açılamaz da! Çünkü 82 anayasasının 15. geçici maddesi de 12 Eylül darbesinden sonraki süreçte görev almış, sorumluluğu olan herkesi yargıdan koruyor. Biz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza attığımız gibi bunu Anayasa’ya 10’ncu madde olarak koymuşuz. “Kanun önünde herkes eşittir.“ Ama ne ilginçtir ki başka bir maddeyle başka bir nüfus korunuyor. Yani bundan şu sonuç çıkıyor. Kanun karşısında herkes eşit darbeciler değil. İşte hukuksuzluğumuz ya da güçlülerin hukuku buna denir.

Bu dava Türkiye’de 85 yıllık bir gerçeği ortaya koyuyor. Hükümet olabilirsiniz ama iktidar olamazsınız. Bizde Devlet ve hükümet ayrı şeylerdir. Olanlar sistemin iç çelişkileri, egemen sınıfın pastayı paylaşım savaşı. Olanlar Devletin sahipleri ile iktidar olmak isteyenlerin taht kavgası. Noktayı koyduğum sırada TV alt yazı geçiyor, yeni gözaltına alınanların isimlerini yazıyordu. Sanki düşüncelerimle bir kere daha haklı çıkıyordum. Kanunları kişiler koymuyor Credit Suisse’nin, sahipleri koyuyor, kişiler de uygulamaya zorlanıyor. Kişinin kendi başına dürüst olması yetmiyor, düzen ve kuralların da tarafsız olması gerekiyor.

Eğer bir ülkede yönetenler, yönetilenler hakkında kararlar alıyor, uyguluyor ve biz de bu kararları eleştiremiyor ve her yazıdan, her düşünce beyanından sonra savcılar tarafından sorgulanıyor isek orada ne özgürlükten, ne haktan, ne hukuktan ne de hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir.

Bu yazı 23.03.2008 tarihli Öteki.com sitesinde yayınlanmıştır

anlamak.org

 

 

Name of author

Name: webmaster

%d blogcu bunu beğendi: